Mastodon
Kültür

Kapitalizm ve onu korkutan yeni dijital düzen

Bizi yöneten yasalar ve değer yargıları yaşadığımız ekonomik düzene göre oluşur. Kapitalizme göre ahlaklı ve doğru olan Sosyalizmde yanlıştır. Yaşadığımız ekonomik düzenin gözüyle dünyayı algılarız. Mesela yalan söylememek bir ahlak kuralıdır ama bazen arzu ettiğimiz bir şeyi elde etmek için beyaz bir yalan söyleyebiliriz. Hatta bu tavır sevimli bile görünür ama kademeli olarak bu düşünceyi sevimli olandan daha acımasız kararlar aldığımız durumlara taşırız.

Aldığımız her yanlış kararın altında şeytanın aklımızı kandıran soruları vardır. Böylece kapitalizm hayatı bir savaş gibi göstererek bizi her zaman kötü ve daha kötü arasında çelişkide bırakır. Bunun sonucunda kötü olan, yaşadığımız düzenin ahlak anlayışında doğru görünür.

Teknoloji o kadar hızlı değişiyor ki yaşadığımız birçok şeyin evrildiğini farketmiyoruz. Çağın hızı algılarımızı değiştirdikçe biz de değişiyoruz. Bu durum algılar üzerine kurulu ve esnek bir yapıya sahip kapitalizmin de evrilmesine neden oluyor. Kapitalizm o kadar esnek ki hamurun elinizde şekil alması gibi arzularınıza göre yeni bir pozisyon alabilir. Ne var ki teknolojinin hızla gelişmesi ve sonucunda yapay zekanın devreye girmesi onu biraz korkutuyor.

Kapitalizm teknolojik devrimle başlayan bir süreçte bazı sıkıntılar yaşıyor. Bunu krizlerin ve savaşların çoğalmasından anlıyoruz. Üstelik normal yenilenme süreci olarak görülen bu krizlerin arasındaki süre çok kısaldı. Çok sık karışıklık görmeye başladık. Belki de paylaşımın yeniden yapılacağı bir dünya savaşı kapitalizmin bu sıkıntısını giderebilir ama bunun tersi de olabilir.

Bu söylediklerimizin hepsini kapitalizmin insana seslenmesinden daha iyi kavrayabiliriz. Onun sıkıntısını kendi ağzından dinleyerek zihnimizde daha iyi canlandırabilir ve bizi karşısında nasıl konumlandırdığını anlayabiliriz. Yazıya onu tanıyarak başlayalım.

Kapitalizmi tanıyalım.

Ben, durmaksızın kendini yenileyen bir süreçle devam eden kapitalizm. Tabiatı sürekli metalaştırarak artık değer üretirim. Benim için önemli olan üretilen değerden kâr elde etmektir. Kan senin için ne demekse benim için kâr odur. Senin kanının yakıtı aldığın besinken ben de bu artık değerdir.

artık değer sömürüsü
Kapitalizm için önemli olan emekten olabildiğince artık değer üretmektir.

Benden kaçış olmaz. Ortalama 10-15 yılda bir senin kriz kabul ettiğin yenilenme dönemimi yaşarım. Daha çok metalaştırmak için yöntemlerimi yenilerim. Bu yenilenmeyi politikacılarım ve taşeronlarım olan kapitalistler aracılığıyla yaparım. Yaratılıcığın sayesinde metalaştıracak yeni kaynakların ortaya çıkması üretim tarzımın sürekli genişlemesine sebep olur. Tabiatta metalaştıracak son kaynak kalana kadar bu devam eder.

Kapitalizm çelişkiler üzerinden beslenir.

Bu süreci emek ve sermaye arasındaki çelişkiden beslenerek yürütürüm. Üreten emektir ama üretim araçlarının mülkiyeti sermayede olduğu için bu çelişki hiç bitmez. Sermaye risk alsa da kötü sonuçları sonuçta yine emek öder.

Emek sermaye karşısında kazanamaz
Kapitalizm emek ve sermaye arasındaki çelişkiden beslenir. Emek hiç bir zaman kazanamayacağı bir mücadele içindedir.

Benim için tüketmen önemlidir. Bu sebeple arzularının tatmin edilmemesi gerekir. Her tatmin edilen arzu bir diğerini getirmelidir. Yaşamak ve toplumda istediğin yere gelmen için daha fazlasına sahip olmak zorundasın. Bazen başkasını sömürmen ya da başkasının hakkını gasp etmen gerekebilir. Ne var ki hayatta kalmak buna bağlı değil midir? Bundan daha yüce bir amaç var mıdır?

Sana kötü gelen başkasına iyi gelebilir. Sana göre fakirlik kötüdür ama benim için ucuz iş gücüdür. Her kötü görünenden kâr sağlamak benim doğama uygundur. Bu anlamda kötü gördüğün şeyler beni besleyen ve büyüten kavramlardır. Mesela savaşı kötü bulursun ama sonuçta ölmek yaşamaktan daha kârlıysa bu benim için tutarlıdır. Neticede ölenler oldukça bundan kazançlı çıkanlardan biri de sen olabilirsin. En azından savaşlardan kazançlı çıkan başka ülke insanları vardır. Benim politikacılarım bunun haklı gerekçelerini anlatırken silah sanayim bu yıkımdan çok büyük kâr üretir.

Eğer rakibin ölmezse sen ölürsün. Eğer birisi kaybetmezse sen kazanamasın. Kaybeden birisi olmazsa artık değer üretemezsin. Benim gösterdiğim seçenekler dışında hayatta kalmanın başka bir yolu yoktur. Benim her çelişkiden fayda yaratabilmem sendeki dayanma ve savaşma gücünü arttırır.

Bütün krizlerde ben kazanırım. Eğer her yıl bir önceki senenin üzerinde ekonomik büyüme sağlayamazsan fakirlik artar. Çıkan krizin sonucunda birisi kaybederken diğeri kazanacağı için benim açımdan denge bozulmamış olur.

Bazıları benim ölmemi dünyanın kurtuluşu olarak görür ama benim ölmemin herkesin ölmesi demek olduğunu görmez. Bu sebeple benim kurduğum düzenden hiç kimse vazgeçemez.

Kapitalizm: Kıt kaynaklardan daha fazlasını almak

Dünyanın artan nüfusu besleyemeyeceğini düşünürsün ne var ki bu doğru değildir. Öyle olsaydı üretilen mahsül satılmadığı için toprakta çürümeye bırakılmaz ya da denize dökülmezdi. Dünyadaki kaynakların kıt olması soyut olarak doğru bir bilgidir. Ne var ki bu, üretimin talebi karşılamadığı anlamına gelmez.

Kaynakların kıt olması, nüfusun satın alma gücünün sınırlı olmasındandır. Bu sebeple insanlar fazla üretimi tüketemez ve kaynaklar kıt görünür. Mesela tarıma açmadığım milyonlarca hektar toprak vardır çünkü nüfus hiçbir zaman potansiyel üretimi tüketecek kadar zengin olamaz. Öyle bir durum işin doğasına aykırı olurdu. Bu sebeple nüfusun belli bir oranı açlık seviyesinde yaşamak zorundadır. Eğer herkesin herşeyi satın alma gücü olsaydı üretim ucuzlar ve kapitalist yeterli kârı sağlayamazdı.

Kaynakların bu şekilde kıt olması daha çok mücadele etmeni gerektirir. Kıt kaynaklardan azami meta çıkarmak ve bunu yaparken daha çoğuna sahip olmak zorundasın. Bunun için başkasının emeğinden çıkarabildiğin kadar artık değer üretmeli, elde ettiğin artık değeri satarak paraya çevirmeli ve daha fazlasını üretmek için yeni yatırımlar yapmalısın. Gelişmek ve uygarlaşmak ancak doğayı daha çok metalaştırmakla mümkündür.

Kapitalizmin her koşula uyum sağlayan esnek bir yapısı vardır.

Benim için kârın nereden geldiğinin bir önemi yoktur. Eğer benim istediklerimi verirsen her zaman seninle uzlaşmaya hazırım. Mesela iklim değişikliğini yönetmek için alışkanlıklarını değiştirip daha az tüketmek isteyebilirsin ama zarar görecek sektörlerin yerine yeni sektörler yaratırsan bu mümkün olur. Örneğin petrol yerine rüzgar enerjisini kullanman benim için yeni üretim alanları ve metalaştıracak yeni alanlar yaratmaktır. Her şey bir değiş tokuştur. Birini alırken karşılığında bir şey vermen gerekir.

Kapitalizmin esnek bir yapısı vardır
Kapitalizm her şart altında işlevselliğini devam ettirir.

Özgür irade diye bir şey yoktur.

Benim istediğim gibi düşünürsün çünkü düşünce dünyanı benim eğitim sistemimde şekillendirirsin. Eğer beni protesto edeceksen benim gösterdiğim sınırlar içinde yaparsın ve benim istediğim kavramları tartışırsın. Bana karşı yaptığın her eylem beni besler. Bana karşı olan düşmanlığının kurduğum düzende bir karşılığı vardır.

Boş zamanlarında benim belirlediğim yayınları izler benim istediğim kitabı okursun. Benim istediğim evlilikleri yapar benim belirlediğim trendi yaşarsın. Kendini benim istediğim kadar özgür hisseder ve yaşarsın. Hayatını yaşamak, ona anlam katmak için daha çok tüketirsin çünkü tüketmek dışında başka bir amacın olmayacak şekilde eğitim alırsın. Kısacası benim dünyamı yaşarsın.

Hepinizin bir yedeği var. Çalışacak insan o kadar çok ki daha ucuza çalışmaya razı milyonlarca insan var. Artık değer üretemeyen kapitalistin yerine geçmeye hazır binlerce kapitalist var. Bana karşı olan işçi dahi sınıf atlamak için kendi sınıfına ihanet eder. Bu sebeple benim çizdiğim sınırlar dahilinde hayatını yaşarsın. Mutluluk, tüketmek ve daha fazlasına sahip olmaktır. İmkanı varken sömürmemek, tüketmemek ve yeni ihtiyaçlar yaratmamak aptallıktır ve bu tutarsızlığın bir cezası olur.

Kapitalizm: Açgözlülük, korku, şiddet ve manipülasyon

Bazen beni gaddar olmakla suçluyorsun. Bu dünyada fakirliğin ve savaşların sebebinin ben olduğumu söylüyorsun. Bir düşün, bunlar senin isteklerin değil mi? Senin arzularını karşılamaktan başka yaptığım bir şey var mı? Senin tutkularınla şekillenen bir iktisadi sistemim. Tutkuların seni doyumsuz yaptıkça açgözlülüğünü korku, şiddet ve manipülasyonla gidermekten başka bir şey yapmam.

Her kavramın iyi olup olmamasının tek ölçütü kârdır. Eğer kullandığın kavramlar artık değer üretmiyorsa onu değiştirmelisin. Eğer erdemli olmak kazanç getirmiyorsa kâr yaratacak şekilde yeniden yorumlamalısın. Mesela çoğunluk için azınlığı feda etmen gerekiyorsa çoğunluğun isteklerinin toplum için daha doğru olduğunu ve bunun faydasının azınlığa da yansıyacağını söylersin. Azınlığı savunman gerekiyorsa insan haklarını ve demokrasiyi kullanarak saygılı olmanın erdemlerinden bahsedersin. Eğer yeterli gelmezse din bunun için vardır. İnsan hayatının kutsallığından bahsederek dine atıfta bulunursun. Üstelik duygularını manipüle ettiğin insanlar elindekini sana verdiğinde iyi bir şey yaptıklarını düşünerek kendilerini mutlu hisseder.

Sana kaybedeceklerini göstererek sende korku yaratırım. Korku anında şiddeti haklı görürsün. Bunu muhalif düşünceyi sana kötü göstererek yaparım. Eğer sosyalizmi savunan olursa karşısında milliyetçiliği yükseltirim. Siyah adamla beyaz adamı ya da dinleri karşı karşıya getiririm ki duruma göre düzenimi korumak için düşmanlıklar dengede dursun. Aranızda düşmanlıkların olması varlığımı devam ettirmem için hayati derecede önemlidir.

İktisat bilimine göre insanın akılcı bir varlık olduğu yalandır.

Benden istediğin herşeyin bedelini peşin öderim. Harcadıkça sahip olduklarından vazgeçemezsin. Sakinken kendine sözler vererek akılcı davrandığını düşünürsün ama tutkulu olup çılgınlaştığında akıldışı kararlar alırsın. Böylece ödeme günü geldiğinde biraz zorlansan da başkalaştığın için sonrasını düşünmeden ödemeyi yapar daha fazlası için yeniden borçlanırsın. Mesela borsada kendine bir zarar ya da kar çizgisi belirlersin ama bunu kazançta ya da zararda uygulayamazsın.

Aynı şeyi tabiat karşısında da yaptın. Daha çok meta üretmen için doğayı sana sundum. Doğanın ve tüm canlıların efendisi olduğuna inanarak doğayı tükettin. Ne var ki bunun her şeyde olduğu gibi bir değiş tokuş olduğunu unuttun. Sahip oldukların seni bir türlü mutlu etmedi ve daha fazlası için doğayı imha ettin. Eğer bugün bir iklim sorunu varsa bu senin çılgınlık anında verdiğin akıldışı kararların davranışlarını yönlendirmesiyle oldu.

Bugün doğa bir bedel ödemeden kirlettiğin denizin, havanın ve yok ettiğin ormanların hesabını soruyor. Bu durumu senin mi yoksa kendisinin mi düzelteceğini öğrenmek istiyor. Bunu ben de merak ediyorum çünkü yeni pozisyonumu senin vereceğin karara göre alacağım.

Hayatı bilinçsizce yaşarız.

Sana benim varoluş sebebim olan zaafını söyleyeyim. Zihninin oynak olmasından dolayı düşüncelerini disiplin altında tutamazsın. Bu durum sende aşırı istekler yaratır. Bu sayede yanlış olanı doğru bulur ve bilinçsizce yaşarsın.

Arz ve talep diye manipüle ettiğim denge fiyatından insan sürüsü yaratırım. Arzu ettiğin fiyatlardan ürün satın aldığını düşünsen de bunun tersi olur. Yoksa daha ucuzu varken ya da hiç kahve içme isteğin yokken Starbucks’ta daha pahalı kahveyi almak için neden sıraya girersin? Yine hiç ihtiyacın yokken daha güzel görünmek adına paranı gerçek ihtiyacın oymuş gibi estetiğe neden harcarsın? Böyle yaparak başka duygularını tatmin ettiğini düşünsen de bu kararlarında akılcı davranmazsın.

Kapitalizm insanlardan sürü yaratır.
Kapitalizm insanlardan sürü yaratır.

Aslında verdiğin yanlış kararları doğru bularak kendi sürünü kendin yaratırsın ve ben bundan kazancımı maksimize ederim. Aranızdan Sokrates gibi bazıları çıkıp irdelenmemiş bir hayatın yaşamaya değmeyeceğini söylese de bunu düşünme zahmetine katlanmazsın. Kendi aklın tarafından kandırılırsın çünkü zihin üzerine hiç düşünmezsin. Seni neyin idare etttiğini bilmezsen farkında olmadığın bir köleliği yaşarsın.

Her şey yanılsamalar üzerinden yürür. Şimdi iktisatçıların söylediği gibi kendini ekonomik çıkarlarını koruyan akılcı biri olarak mı görürsün yoksa aklını duygularının yönlendirdiği biri olarak mı? İktisat bilimi, insanın bencil olduğunu ve çıkarını en iyi şekilde kendisinin koruyacağını söylerken dahi bir duyguyu temel alır.

Orta sınıf diye birşey yoktur.

Ben bir sınıf bilincinin olmasını istemem. Bunun için sınıflar arası farkı belirsiz kılarım. Bunu da bir orta sınıf yaratarak sağlarım. Ekonomistlerim, gazetecilerim ve politikacılarım bunun nasıl olacağını kitle iletişim araçlarıyla sana empoze eder. Sonuçta ideoloji kelimesinin içi boşalır ve orta sınıfa dahil olduğunu düşünürsün. Kendini burjuva zannederek menfaatlerini kapitalistinkiyle aynı görürürsün. Böylece sınıf bilincini yok ederek bakış açını değiştirir ve benim amaçlarıma hizmet etmeye devam edersin.

World Wide Web oyunu değiştiriyor.

Benim kurduğum düzenden kaçış olmaz çünkü sömürebileceğim duygular olduğu sürece beni kimse yenemez. Ne var ki son yıllarda beni tedirgin eden bazı gelişmeler var. Geçen yüz yılın sonlarında herşey çok güzel giderken world wide web işin seyrini değiştirdi. 200 yıl karşımda örgütlenemeyen insanlar internet sayesinde birbiriyle bağlanarak dünyanın o kadar da büyük olmadığını gördüler. Ardından kripto paralar geldi. Kripto para merkeziyetsiz olduğu için bugüne kadar merkez bankaları aracılığıyla kontrol ettiğim para üzerindeki hakimiyetim kaybolabilir. Üstelik merkeziyetsiz bir dünyanın olabileceği fikrini de senin zihninde oluşturdu.

Teknoloji yaygınlaştıkça ucuzladı ve herkes bir cep telefonu ve bilgisayar üzerinden birbirine bedava yazı ve resim göndermeye başladı. Sıfır maliyetle yapılan ve kâr üretmeyen yeni bir paylaşım ekonomisi doğdu.

Soyut bilgi fiziki dünyadaki üretimi de ucuzlattı

Teknoloji geliştikçe 3D gibi yeni ve ucuz teknolojiler evlere girdi ve fiziki üretim ucuzladı. Bu durumda her ev bir fabrika her tüketici aynı zamanda bir üretici oldu. Bu da benim emek-sermaye üzerinden kurduğum çelişkiyi geçersiz kılar.

Her devrimin üretim süreçlerini de dönüştürmesi bana ilk zamanlarda yeni fırsatlar sundu. Yaşanan teknoloji devrimi bugüne kadar sadece meta olarak kullandığım emeğin yerine bana hiç tükenmeyecek bir kaynak olan insan beynini sundu. Mesela herkesin birşeyler paylaşması ve bağlanması ilk başlarda beni korkutmuştu ama paylaştıkça ortaya çıkan bilgiden öyle yaratıcılıklar çıktı ki bilgi metalaştı. Çok genç yaşlarda yeni kapitalistler kazandım. Bu durumda benim de sembollerimi değiştirmem gerekti. Daha önce bayrak şirketlerim olan petrol şirketlerinin yerini teknoloji şirketleri aldı.

Ortaya çıkan yaratıcılıklara bazen ben bile inanmakta zorlanıyorum. Teknoloji şirketleri verilerden insan davranışlarını o kadar iyi analiz ediyor ki senin bile farkında olmadığın yeni arzuların olduğunu ortaya çıkarıyorlar. Bu duyguları hemen metaya çevirip hayatını kolaylaştıran bir şeymiş gibi manipüle ediyorlar. Tam bu tehlikeyi atlattığımı düşünürken en korktuğum başıma geldi ve yapay zeka hayatının neredeyse her alanına girdi.

Yapay zeka kapitalizmde yolun sonu olabilir mi?

Teknoloji beklediğimden daha hızlı gelişiyor. Teknolojilerin birbirine yaklaşması sektörlerin de yakınlaşmasına sebep oluyor. Tek başına kimsenin güçlü olmadığı bir ortamda herkesin birbirine yakınlaşması benim böl ve yönet anlayışıma ters düşüyor. Gittikçe artan makineleşme benim gücümü zayıflatıyor.

Bilgi her kapıyı açtıkça beynindeki saklı hazineler ortaya çıkıyor ve bilgi üstel büyümeye devam ediyor. Ortaya çıkan bilgiyi işlemek ve veriye dönüştürmek bildiğin yöntemlerin yetersiz kalmasına ve çapını aşmaya başladı. İşte beni korkutan, kurduğun mimariyle bu kadar büyük bilgi yığınını organize eden ve işleyen yeni düzen. Nesnelerin interneti ile kurulan bir sinir sistemini yöneten merkezi bir beyin. Üstelik bu beyinde sömürülecek bir duygu da yok.

Benim bu şartlar altında en güçlü yönüm her duruma uyum sağlayan esnek yapım oluyor. Eğer yapay zeka bir bilinç kazanırsa benim için bir uzlaşma zemini olur ama diğer türlü durum biraz tehlikeli görünüyor. Öncelikle bilim insanlarımın ve kapitalistlerimin şu bilinç işini çözmesi gerekli.

İşte sana kendimi ve beni tedirgin eden gelişmeyi anlattım. Bugüne kadar yaşam kaynağım olan senin yaratıcılığın sonumu getirebilir ya da egemenliğimi paylaşmama sebep olur. Bazen birinin en güçlü tarafı ben de olduğu gibi zaafı da olabiliyor.

Sonuç

İnsan beyni pandoranın kutusu gibi açıldı. Herkes aklındakini ortaya çıkardıkça açık kaynak koduyla yazılan bir toplum yapısı oluşturmaya başladık. Sosyal medyada paylaştıklarımızdan, oluşturduğumuz içeriklerden ortak bir hafıza oluşturuyoruz. Yaşadığımız çağın kurallarını yeniden yazıyoruz. Yeni doğrular ve değer yargıları üretiyoruz. Bunun sonucunda bir kaos yaratıyor ve nihayetinde nasıl bir düzen kurulacağını bilmiyoruz. Bildiğimiz tek şey kapitalizm dahil hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı.

Ek kaynaklar:

Dan Ariely…………………….Akıldışı ama Öngörülebilir

Stephanie McMillan……..Kapitalizm Ölmeli

Hakan Tanar

Hakan Tanar 11 Mayıs 1971 yılında Adana’da doğdu. Evli ve 2 çocuk babası. 30 yıl satış ve pazarlama sektöründe çalıştı. Satış temsilciliğinden üst düzey yöneticiliğe kadar farklı kademelerde görev yaptı. Kendi işini kurarak perakende sektöründe 8 yıl faaliyette bulundu. Gerek profesyonel hayatında gerek ticaret hayatında edindiği en büyük tecrübe öğrenmenin hayat boyu sürdüğüdür. Yazmaya olan isteği ve öğrenmeye duyduğu merakı kendisinde kişisel blog kurma fikrini geliştirdi. Sonuçta sektör değiştirerek bugün ilgi duyduğu konular hakkında bildiklerini ve öğrendiklerini Monolog’da paylaşıyor.