Mastodon
KültürMüzik

Sahne psikolojisi ve müzik tarihine damga vuran 8 performans

İnsanlar sevdiği sanatçının konserine gittiğinde eğlenip güzel zaman geçirmek dışında başka bir sorumluluk hissetmez. Buna karşılık sahnede performans gösteren şarkıcının eğlenmesi seyircilerin konserden zevk almasına bağlıdır. Bu anlamda sanatçının kitlesini harekete geçirmek gibi ağır bir sorumluluğu vardır. Sahneye çıktığında artık kimse yanında değildir ve binlerce kişi içinde sadece o baskı altındadır. Kendisiyle çalışan ekibin ondan bir beklentisi vardır ve harcanan emeğin karşılığı onun göstereceği performansa bağlıdır. Bu psikolojiye onun hayalleri de eklendiğinde kendisini kitlesine kabul ettirme baskısı daha da ağırlaşır. Sahneye adım attıktan sonra bütün gözler üzerinde, beklentilerin yüküyle yalnız kalır. Artık sahne onundur.

Sahnenin havası başkadır

İş hayatınızda ve öğrencilik yıllarınızda bir sunum ya da tahta önü deneyiminiz olmuştur. Bunlara hazırlanmak mini bir sahne performansına hazırlanmak gibidir. Küçük bir insan grubunun önüne çıksak bile o durumun psikolojisi farklıdır. Düşüncelerimizi akıcı bir şekilde açıklamaya gayret ederken kendimizi de beğendirmeye çalışırız. İnandığımız şeyi söylerken yüzümüz inanmıyormuş gibi görünebilir çünkü bir gruba hitap etmek aklımızı edilgen yapar. Düşünce ve duygularımızı 1 kişiye aktarmak başka 10 kişiye aktarmak başkadır. Aynı şeyi bir stadyumda 100 bin kişiye yapmaya çalıştığınızı düşünün. Buna ek olarak bütün dünyanın sizi televizyondan izlediğini hayal edin. Bu sebeple sahne psikolojisi yönetilmesi gereken ağır bir yüktür.

Sanatçı sahneye çıktığında kitlesiyle arasında bir engel olmamalıdır. Bunun için zihnini meşgul eden düşüncelerden kurtulması gerekir. Çoğu sanatçının sahneye hazırlanırken kendini iyi hissettirecek bazı yöntemleri vardır. Bu genelde nefes egzersizi ya da meditasyon olur ya da rahatlamak için bir miktar alkol de alabilir. Alkol damarları gevşettiğinde daha hızlı akan kan cesareti arttırır. Sahnedeki kişi ile kitlesi arasında etkileşim iyi olduğunda inanılmaz yaratıcılıklar ortaya çıkar.

İlk sahne performansları sanatçının hayatını şekillendirir.

Bazen öyle anlar olur ki bir ses yarışmasından dünya starları çıkar. Yarışmaya katılan bir dünya starı olduğunda böyle bir başarı yakalayacağını belki de hiç hayal etmemiştir. Hatta öyle bir duruma gelir ki sadece kendi hayatı değil müzik dünyası da onunla şekillenir.

Sahneye çıkacak ve şöhrete çok yakın birinin yerine kendimizi koymaya çalışmak çok zor bir şey. Piyasada tanınan ama kitlesinin önüne ilk defa çıkan bir sanatçının üzerinde yine de bir ağırlık vardır. Kendisini ne kadar hazır hissetse de sahnede seyirciyle bir bağ kurmak, bundan sonraki hayatını şekillendirecek adımı atmak çok başka bir his olmalı.

İnsanlar bugüne kadar ekrandan kendini izlemiş ve dijital kanallardan sesini dinlemiştir ama konsere onu canlı seyretmek için gitmiştir. Hayal ettiği ile canlısını eşleştirmek, hayalinde yarattığı kişinin o olduğunu teyit etmek için oradadır. Kısacası insanlar konserini izlemeye gittikleri sanatçının kendilerini sarsmasını ister ve bir eşikleri vardır. Bu sebeple sanatçının kitlesinde bırakacağı ilk etki, o eşiği geçtiği ilk flört deneyimi gibi olmalıdır. Kitlesine söyleyeceği şey onu ya ummadığı bir yere götürecek ya da bütün emekleri boşa gidecektir.

Sanatçının karakteri her kitlede farklı beklenti yaratır.

Sahne performansının önemi sahnedeki kişinin kimliğiyle farklı bir anlam kazanır. Sahnedeki kişinin bir hikayesi vardır ve göstereceği performans hikayesine uygun olmalıdır. Mesela ırkçılığa karşı olabilir, cinsiyet ayrımcılığına vurgu yapabilir ya da kendi müzik kültürünü Beatles’da olduğu gibi karşı kıtaya taşıyabilir. Bunların hiçbiri olmasa da onu izleyenlerin beklentilerini çok iyi anlayıp onlarla duygusal bağ kurarak bütünleşebilmelidir.

Bir sanatçı ilk performansını çok iyi değerlendirse de sonrasında yapacağı bir hatanın telafisi çok zor olur. Bu anlamda sanatçının her sahne deneyimi onun tek seferlik şansıdır. İyi değerlendirirse her zaman onun olur. Aksi takdirde ne kadar yetenekli olursa olsun ilk seferki ruhu yakalayamaz.

Dünya müzik tarihini şekillendiren 8 sahne performansı

Dünya müzik tarihinde heyecan verici sahne performansları o kadar çok ki aralarından en heyecan verici olanlarını seçmek çok zor bir iş. Ancak aşağıdaki gibi bazı performanslar kesinlikle bu listeye dahil edilmelidir.

Jimi Hendrix’in Monterey’de şarkının özüne uygun performansı

Jimi Hendrix’in 1967 yılında Monterey Pop Festivali’ndeki “Wild Thing” performansı kendisiyle beraber çaldığı enstrümanı ve bağlı olduğu toplumu da etkilemiştir. Hendrix, bu performansta, o zamanlar bir çocuk oyuncağı gibi görülen elektro gitarı, bir müzik aleti olarak yeni bir boyuta taşımıştır. 1960’lı yıllar beyaz gençlerin aşk ve barış yılları iken siyah insanların kendilerini kabul ettirmek için uğraştıkları zamanlardı. Bu sebeple Hendrix’in performansı sadece kendisi için değil mensubu olduğu sınıf için de çok önemliydi.

Monterey, Jimi Hendrix’in Amerika’da büyük bir seyirci kitlesi önüne çıktığı ilk konserdir. Güçlü gitar tonları, çılgın doğaçlamaları ve teatral sahne performansı, izleyicileri hayrete düşürmüş ve onu bir anda rock müziğin en büyük yıldızlarından biri yapmıştır.

Hendrix ilk defa gitarını yakıyor

Kendisinden önce sahneye çıkan “The Who” grubunun entstrümanlarını parçalamasından esinlenen Jimi Hendrix “Wild Things” şarkısını söyledikten sonra gitarını yakarak parçalamıştır. O dönemde sahnede enstrüman parçalamak modaydı ama Jimi Hendrix’in gitarını parçalamadan önce onu yakması seyircinin üzerinde farklı bir etki bırakmıştır. Monterey tamamen Hendrix’in şovu olmuştur. O zamana kadar İngiltere’de gösterdiği performansla bilinen Hendrix o şovdan sonra en ünlü rock gitaristi haline gelmiştir.

Jimi Hendrix 1967 yılında Monterey Pop Festivalinde gösterdiği sahne performansı ile Amerika’da kendini kabul ettirmiştir.

The Beatles: Amerika’da İngiliz istilası

1964 yılında The Beatles’ın ABD’de Ed Sullivan Show’daki performansı müzik tarihinde bir dönüm noktasıdır. O dönem, İngiliz grupların Amerika’yı istila ettiği dönemdir. İngiltere, bireysel performanstan daha çok büyük grupların ortaya çıktığı ve müziği dönüştürdüğü bir dönemi yaşamaktadır. Sonuçta The Beatles ile başlayan ve Rolling Stones, Pink Floyd, Deep Purple, The Who gibi gruplarla devam eden bu akım büyük grup müziğini Amerika’da popüler hale getirmiştir.

The Beatles, Ed Sullivan Show’a katılarak Amerikalı genç müzikseverlerin imajındaki müzisyen profilini değiştirip müzik tarihinde değişime sebep olmuştur.

Beatles, Amerika’nın o dönem en ünlü Talk Show programı olan Ed Sullivan Show’a çıkarak müzik tarihini değiştirmiştir. O güne kadar bir Amerikalının sahip olduğu müzik anlayışı ve müzisyen profili Beatles ile değişmiştir. Beatles bu performansla, Amerika’ya ilk kez geldiklerinde, genç izleyici kitlesini büyülemiştir. “I Want to Hold Your Hand” ve “She Loves You” gibi hit şarkılarını seslendiren grubun rock müziğin Amerika’da popüler hale gelmesinde büyük payı olmuştur.

Rolling Stones: Hyde Parkta 500 bin kişiyle yapılan anma töreni

1969 yılında Mick Jagger ve Keith Richards, Hyde Park’ta dönemin en büyük ücretsiz konserini düzenlemiştir. Jagger ve Richards bu konseri aslında yeni gitaristleri Mick Taylor’ı tanıtmak amacıyla düşünmüş ama daha sonra etkinlik bir anma programına dönüşmüştür.

Konserden 2 gün önce Rolling Stones kurucularından ve grubun eski gitaristi Brian Jones evinin havuzunda ölü bulundu. Bazı çevreler Jones’un yeni bir grup kurmak için gruptan ayrıldığını bazısı ise kovulduğunu söyler. Sonuçta Jagger ve Richards, eski arkadaşları Brian Jones’un ölümünden sonra yaslarını paylaşmak için bu konserde bir araya geldiler. Konser, yaklaşık 500.000 kişinin katılımıyla, o zamanlar İngiltere’de düzenlenen en büyük ücretsiz konser olmuştur.

Rolling Stones Hyde park konseri
Rolling Stones 1969 Hyde Park Konserinde. Mick Jagger sahnede performansını sergiliyor.

Jim Morrison: Dünyaya tersten bakmak

İnsanlar sevdiği sanatçıyı izlemek için konsere gittiğinde iyi bir şov yerine skandalla da karşılaşabilir. Bazen iyi bir şov bazı sanatçılar için skandal anlamına gelir. Bu, sanatçının aykırı karakteri ile alakalıdır. Mesela 1969 yılında Jim Morrison’ın Miami Konseri bir skandalla sonuçlanmıştır.

Jim Morrison müzik tarihindeki en aykırı sanatçılardan biriydi. Şair ruhluydu ve politik bir duruşu vardı. 1969 yılında Miami’deki konserde sahnede soyunduğu ve uygunsuz davrandığı suçlamalarını duyduğunda bunun ilk başta şaka olduğunu düşünmüş. Kafa yapısı ve dünya görüşü genelde insanların değer yargılarına tersti. Miami konserinde şarkılarını söylemekten çok mırıldanmıştır. Morrison, “Light My Fire” ve “The End” gibi hit şarkılarını seslendirirken, sahnede çıplak koşması ve izleyicilerle kavga etmesi nedeniyle tutuklanmıştır.

Jim Morrison- The Doors
Jim Morrison aykırı bir sanatçıydı. Topluma muhalif şair ruhlu bir yapısı vardı.

Morrison, bu skandalın sonucunda 6 ay hapis ve 500 dolar para cezası aldı. Ne var ki sanatçı cezasını çekmeden Paris’te 27 yaşında hayata veda etti. Konser, Morrison’ın skandal kariyerinin doruk noktası oldu ve onun ikonik bir figüre dönüşmesinde etkili oldu.

Queen: Live Aid 1985

Live Aid konseri, Bob Geldof ve Midge Ure’nin çabalarıyla 1985 yılında Etiyopya’daki kıtlığa dikkat çekmek amacıyla düzenlenmiştir. İlk başlarda Queen üyeleri konsere katılıp katılmama konusunda kararsız kalmış. Ne var ki The Who, Dire Straits, Sting, U2, Elton John gibi sanatçı ve grupların Wembley’de, Madonna ve Bob Geldof gibi sanatçıların da JFK stadyumunda olduğu bir dünya etkinliğinde olmaya karar vermişler.

1985 Live Aid konserinde Queen ve Freddie Mercury şova damgasını vurdu.

Grup, çok profesyonel de olsa gündüz konserlerine alışık değildi. Çok kısa süreli bir sahne performansı olacağı için tüm şarkıların provasını yapmaya karar verdiler. Neticede Wembley’de 72.000 kişiyle beraber televizyondan 1.9 milyar insan izleyecekti. Bu sebeple Londra’daki Shaw Theatre’de bütün hafta 400 kişiye 5 şarkılık listelerinin provasını yaptılar.

Queen, bu konserde “Bohemian Rhapsody”, “We Will Rock You” ve “Radio ga ga” gibi hit şarkılarını seslendirdi. Konserdeki performansları dünyanın dört bir yanında izleyenleri büyülemiştir. Grubun 21 dakikalık sahne performansıyla tüm gösteriyi çaldığı konusunda görüş birliği olmuştur. Konser, Queen’in sadece en iyi performanslarından biri olarak değil aynı zamanda müzik tarihinin en ikonik sahne performanslarından biridir.

Micheal Jackson: Popun Kralı

Michael Jackson’ın 1983 yılında Motown 25 Konseri’ndeki “Billie Jean” performansı sadece sahne şovlarını değil sokağı da etkilemiştir. O dönemde insanların her yerde “Moonwalk” hareketini yapmaya çalıştığını hatırlıyorum.

Micheal Jackson sadece pop müziğin değil ama sahne koreografisinin de çehresini değiştirmiştir. Kendine has şarkı söyleme tarzı ve dans figürleriyle Micheal Jackson bir ekol yaratmıştır. Onun gibi yürümek, dans etmek ve şarkı söylemek kısaca Micheal Jackson gibi olmak bir moda haline gelmiştir. Dünya da gelmiş geçmiş en ikonik pop yıldızı olmasının yanında “Popun Kralı” ünvanını tüm dünyanın fikir birliğiyle kazanmıştır. En büyük sıçramayı Motown 25 konserinde “Moonwalk” dans hareketini sergileyerek yapmıştır. Jackson, kendisini bir fenomen haline getiren bu hareketle pop müziğin en büyük yıldızı olmuştur.

Micheal Jackson 1983 yılında Motown konserinde Moonwalk hareketiyle unutulmaz oldu.

Prince’in haklı çıktığı konser: Super Bowl Halftime Show 2007

Prince’in 2007 yılındaki Super Bowl Halftime Show’daki performansı onun bir haklılığının da ispatı gibidir. Prince, 1981 yılında Rolling Stones konserinde ilk stadyum deneyimini yaşamıştır. Ne var ki insanlar Prince ve grubuna ırkçı ve homofobik bir tepki göstermiştir. Seyirciler ona ve arkadaşlarına çeşitli şeyler fırlatarak sahneden inmelerine sebep olmuştur. O andan itibaren Prince hiçbir zaman kendi kontrolünde olmayan bir açık sahneye çıkmama kararı almıştır. Kendisine ait olmayan şartlarda performans sergileyerek kendini savunmasız bırakma konusunda haklı bir isteksizliği vardı. Süper Bowl, tamamen kendisinin hakim olduğu bir sahne şovu olmuştur. 

Prince Super Bowl 2007
Prince’in 2007 Super Bowl performansı geçmişte yaşadığı kötü muameleye bir cevap niteliğindedir.

Prince, bu performansta, “Purple Rain”, “Let’s Go Crazy” ve “Erotic City” gibi hit şarkılarını seslendirdi. Olağanüstü müzik yeteneğini ve sahne performansını Super Bowl Halftime’da göstererek maçı gölgede bırakmıştır.

Prince, Super Bowl zaferinden haklı olarak gurur duymuştur. Bir hafta sonra, Grammy ödüllerinde tebriklerin yoğunluğundan dolayı bir teşekkür mesajı yayınlamıştır. Bugün, Paisley Park’ta performansın tam bir anısı ve onu bütünüyle izleme olanağı vardır.

Coachella, Beyonce’la bir ilki yaşadı

Beyonce’ın 2018 Coachella Valley Music and Arts Festival’deki performansı onu feminist bir ikon haline getirmiştir. Beyonce, güçlü vokaller ve etkileyici sahne performansı eşliğinde “Crazy in Love”, “Formation” ve “Halo” gibi hit şarkılarını seslendirdi.

Festival tarihinde ilk kez siyahi bir kadın ana sanatçı olmuştur. Performans o kadar etkileyici olmuştur ki Netflix 2019 yılında Homecoming belgeseli ile bunu belgeselleştirmiştir. Ayrıca performansa “Beychella” ismi takılarak performans sırasında duyurulmuştur.

Sonuç

Bu performanslar, müzik tarihinin en önemli ve unutulmaz anlarından bazılarıdır. Heyecan verici bu performanslar izleyicileri büyülemiş ve müzik dünyasını şekillendirmiştir.

Sahne bir grup ya da şarkıcının en zor sınavıdır. En yaratıcı olmaları gereken ve sınırlarını zorladıkları anları sahnede yaşarlar. Sahne bu anlamda sanatçı için başka bir şeyi ifade eder. Seyircisi üzerinde etki bırakmak için pervasız ve cesur olurlar. Her şartta orada olmalarının bir bedeli vardır ve bunu öder karşılığını da şöhret olarak alırlar. Kazandıkları şöhret sınırlarını aşmalarına ve daha iyisin yaratmalarına sebep olur.

Her starın hayatını değiştiren bir sahne performansı vardır. Kimisi için bir anma veya bir çıkış kimisi içinse skandaldır.

Hakan Tanar

Hakan Tanar 11 Mayıs 1971 yılında Adana’da doğdu. Evli ve 2 çocuk babası. 30 yıl satış ve pazarlama sektöründe çalıştı. Satış temsilciliğinden üst düzey yöneticiliğe kadar farklı kademelerde görev yaptı. Kendi işini kurarak perakende sektöründe 8 yıl faaliyette bulundu. Gerek profesyonel hayatında gerek ticaret hayatında edindiği en büyük tecrübe öğrenmenin hayat boyu sürdüğüdür. Yazmaya olan isteği ve öğrenmeye duyduğu merakı kendisinde kişisel blog kurma fikrini geliştirdi. Sonuçta sektör değiştirerek bugün ilgi duyduğu konular hakkında bildiklerini ve öğrendiklerini Monolog’da paylaşıyor.