Mastodon
Tarih

Siyahi Tarihin Siyahi Ayı

Her yıl Şubat ayı, Amerika’da Zenci Tarihini vurgulamak amacıyla Siyahi Ay olarak kutlanır. Bu kutlama, Afro-Amerikalılara özgü olsa da dünyada yaşanan ırkçılığa dikkat çeker. Dünyanın 1 numaralı ülkesinde kutlanması, dünya kamuoyunun dikkatini ırkçılıkla mücadeleye çekmesi açısından etkilidir.

Siyahi bilim insanlarına yönelik ilk çalışmaları bir bilim adamı ve tarihçi olan Carter G Woodson yaptı. 1926 yılında Amerika’da ırkçılığın yükseldiği bir dönemde Siyah Tarihi ve Kültürünü tanıtmak amacıyla yola çıkan Woodson, çalışmalarını Amerikan okullarında popüler hale getiren kişiydi. Afro-Amerikan Hayatı ve Tarihi Araştırmalar Derneği (ASALH) Başkanı olan Woodson, Siyah Tarihi’nin babası olarak tanınır.

Carter G. Woodson. Siyahi tarihin babası
Carter G. Woodson (1875-1950) Amerikalı bir tarihçi, akademisyen. Zenci Yaşamı ve Tarihi Araştırmaları Derneği’nin kurucusuydu. Woodson, 1926’da Zenci Tarih Haftası’nın başlatılmasında etkili oldu.

Şubat ayı neden Siyahi Ay olarak seçildi?

Abraham Lincoln ve Frederick Douglass’ın doğum günleri Şubat ayının ikinci haftasına denk gelir. Lincoln , kölelerin özgürleştirilmesinde etkiliydi. Eski bir köle olan Douglass ise kölelik karşıtı hareketin önde gelen liderlerinden biriydi.

Şubat ayının seçilmesinde esas faktörün Frederick Douglass olması daha yüksek bir ihtimaldir. Bunun sebebi Abraham Lincoln’in köleliğe fikren değil siyaseten karşı olmasıydı. Neticede kolonyal ekonominin siyah iş gücüne ihtiyacı vardı. Kaynaklar, Abraham Lincoln’e atıf yapsa da ülkedeki Afro-Amerikalıların kendisini sevdiği pek söylenemez.

Siyah Tarihi’nin ilk zamanlarda tüm yıl boyunca öğretilmesi ve kutlanması konusunda düşünceler vardı. Ne var ki Woodson, Siyah Tarihi’nin devlet okullarında koordineli bir şekilde öğretilmesini teşvik etmek için bir hafta sürecek bir kutlamanın yeterli olacağını öngördü. Böylelikle Şubat ayının ikinci haftasını tarihçi dostlarıyla beraber Zenci Tarihi Haftası olarak belirledi. Sonuçta 1915’te kurduğu Zenci Hayatı ve Tarihini Araştırma Derneğini faaliyete geçirdi. Bu konuda Woodson’ın amacı yeni ayrımcılık ve önyargılar yaratmaktan ziyade soruna gerçekten odaklanmak ve kapsayıcı bir ulus bilinci geliştirmekti.

Neticede Woodson’un fikri kabul gördü ve 1960’ların sonlarında Zenci Tarihi Haftası bugünkü Siyah Tarihi Ayı oldu. Siyahi Ay, ABD’nin birçok yerinde ırkçılık, adaletsizlik, eşitsizlik ve anti-emperyalizmle ilgili protestoların ve etkinliklerin düzenlendiği bir aydır.

Siyahileri kötü göstermenin amacı nedir?

Zencilerin ırk olarak müziğe ve spora daha yatkın olduğu söylense de bu tam olarak doğru değildir. Bu söylem, her iki tarafın kendine has üstünlükleri olmasından değil beyazların yönetime siyahları dahil etmek istememesinden kaynaklıdır. Bu, beyazların gücü kaybetmek istemedikleri için geliştirdikleri söylemlerden biridir. Siyahlar önlerindeki engeller kalktığında, kendi mülklerinin sahibi olduğunda ve oy verdiklerinde Amerika’yı yeniden şekillendirmiştir.

Duygusal ve kişisel öğelerle bağ kuran ırkçı fikirler kök salar. Mesela toplumda bireysel şiddetin sorumlusunu zenciler olarak kabul ederseniz bu zamanla ön yargı haline gelir. Yüz yıllardır yapılan propaganda, siyahı suçlu gösteren ve yerini bilmesi gereken bir profil çizdi. Bu durum siyahı suçun sembolü haline getirdi.

George Floyd’un ölüme giden tutuklanması. Bugünde zencileri potansiyel suçlu gören önyargılar devam ediyor.

Siyahın sorunu, bilinçli olarak yaratılan ön yargılardır. İnsanın dünyaya siyah derili olarak gelmesi, beyaz doğması kadar normal bir doğa olayıdır. İnsan DNA sında ırka dair bir işaret yoktur. Sorunun başladığı yer de burasıdır.

Hayat siyahla başlar.

İnsanlar genelde siyahı kötülükle beraber hatırlar. Halbuki her renk gibi siyahın da olumlu çağrışımlara neden olan 2. anlamı vardır. Mesela hayata ağlayarak bir karanlığın içinden geliriz. Atalarımız dünyaya Afrika üzerinden yayılmıştır.

Kozmik bir zamanda doğum ve ölüm arasında yaşadığımız hayatın dışında kalan tüm zaman karanlıktır. Bilinçaltımızın karanlığında tüm insanlık tarihininin hatıraları saklıdır.

Siyah bir evrende yıldızlar, kozmosun bir yerinde yaşamın devam etmesi için yeniden doğarlar. Bunun yanında bir ağaç güneşe daha yakın olmak için yükseldikçe kökü derinlere, karanlığa uzanır.

Siyahın romantik bir tarafı vardır ve sevişmek için karanlık ortamları tercih ederiz. Sevdiğimiz insanı öperken gözlerimizi kapar, kendimizi karanlık bir boşluğa bırakırız.

Hayatta kalmak ve yaşamı sonraki nesile aktarmak için kazandığımız mücadele gücü, çektiğimiz acılar ve öğrenme süreci siyahtır. Yaşamak için gereken çaba ve özverinin sembolü olan siyah beyazdan önce gelen yenilenmenin habercisidir.

Sonuçta hayatın yeniden doğuşunu simgeleyen gizler siyahta saklıdır. Bu anlamda siyah aydınlığa giden yoldur ve beyaz gibi o da asil bir renktir.

Beyaz insanın sorunu nedir?

Hiçbir insanın acısı başka bir acıyla kıyaslanamaz ama siyahların yaşadıkları bildiğimiz travmalardan farklıdır. Bu, tarihte karşılaştığımız etnik kökene uygulanan bir soykırım gibi değildir.

Beyaz insanın kendi zihin dünyasına yön veren bir inanç yapısı vardır. Kendini en üst konuma koyarak insanları derilerinin rengine, inançlarına ve bunun gibi kriterlere göre sınıflandırdığı değerler yargısı üretmiştir.

Beyaz insanın sorunu rasyonalitenin ölçüsünü biraz kaçırmasıdır. Sorunu ve onun çözümünü kendi çıkarına göre yorumlayıp aklını rahatlıkla kandırabilir. Mesela siyahlar hakkında yaratılan mitlerden bir tanesi Habil’i öldüren Kabil’in soyunun siyah olmasıdır. Kabil, kardeşini öldürüp cennetten kovulunca yolu siyah ve çirkin insanlara benzeyen hayvanların da olduğu Nod kavmine düşer. İnanışa göre Adem ve Havva’dan önceye dayanan bir ayırım vardır.

Bu şiddetten en çok zarar görenler siyah kadınlar olmuştur. Jezebel ikonu olarak bilinen bu durum beyaz erkeklerin siyah kadınlara tecavüzlerini haklı göstermek için kullandıkları argümandı. Siyah kadınları yine kutsal kitapta bahsi geçen Kraliçe İzebel ile çağrıştırarak yaptıklarına kılıf uydurmuşlardır. Siyah kadınlar, şehvet verici, baştan çıkarıcı ve iffetsiz olarak tanımlanmıştır.

Kraliçe jezebel
John Liston’un 19. yy Jezebel tablosu.

Hıristiyanlık, beyaz insanın zihin dünyasını çok kalın çizgilerle şekillendirmiştir. Bu argümanlar, köleciliği haklı göstermek amacıyla beyaz insan tarafından üretilen propagandalardır.

Bu tip anlatılar siyahlar hakkında önyargılar oluşturarak barbarlığı rasyonelleştirdi. Sonuçta hem siyah hem de beyazların bilinç altında yaşayan 2 tür oluştu. Bu anlamda ırkçılık renkle değil kölecilikle başlayan bir süreçtir.

Irkçılık kölecilikle başladı.

1444 yılı Afrikalılar için bir dönüm noktasıdır. İlk defa bir Portekiz gemisi Gambiya’dan yüklediği kargoyu satmak için Portekiz’e geldiğinde Prens Henri, siyah insanların beyaz kölelere göre kaçmasının ve topluma karışmasının daha zor olduğunu gördü. Bu sebeple Afrika’ya seferleri finanse etmeye devam etti.

Yapılan işin doğruluğunu halka anlatmak için Prens Henri bir vakanüvist olan Gomes Zurara’yı kiraladı. Zurara, siyahların bir hayvan gibi yaşadığını ve onları Avrupa’ya getirerek onlara iyilik yaptıklarını yazdı. Siyahların köleliğe layık olduğu hakkında yapılan yayınlar siyahları kötü gösterdi. Neticede Gomes Zurara tarafından empoze edilen bu yalan siyahlığı icat etti.

İşin başında beyazlar da sözleşmelerle hizmetkâr oluyordu ama onların durumu siyahlardan biraz daha iyiydi. Siyahlarla beraber beyaz hizmetkarlar Bacon ayaklanması ile Beyaz efendilerine karşı ayaklandı. Bu, beyazları korkutan ve sözleşme şartlarının değişmesine sebep olan tarihi bir gelişmedir. Öyle ki beyaz hizmetkarlar, şartları yerine getirdiğinde toprak ve köle sahibi olma şansını yakaladı. Sonuçta bu imtiyazlar, onların sözleşmelerden kurtulmasına ve beraber ayaklandığı siyahları köle olarak satın almasına yol açtı.

Bir zamanlar köle olan beyazlar, kendilerinin kurtulup siyahların kurtulamadığını gördüğünde bu durumun ırkçılıktan ziyade siyah insanın aşağı sınıftan olduğuna inanmasına yol açtı. Sonuçta her yeni kavramın karşıtını oluşturması, siyahlık gibi beyazlığın da doğmasına sebep oldu.

Siyahın kendinden nefret etmesi

Bir yalanı sürekli söylerseniz o doğru olur. Billinçaltında zencileri baskı altına alacak propaganda sürekli üretilmiştir. Mesela King Kong filminde devamlı siyah kadınları yiyen canavar beyaz bir kadına aşık olur. Maymunlar Cehennemi filminde insanlığın yerini alan siyah maymunları görürüz. Sonuçta siyah bir stereotip yaratmak için onu kötü gösteren ne kadar öğe varsa kullanıldı ve bunda da başarı elde edildi.

Bu durum zamanla zencilerin kendinden nefret etmesine sebep oldu. Siyah bir insan, toplumun bir beyaz toplumu olduğunu kabul ederek değer yargısını ona uygun şekillendirmeye başladı. Onun gibi düşünmek, teninin rengini açmak kendine yabancılaşmasına ve 2. sınıf hissetmesine sebep oldu.

Bu, siyahı beyaza boyamak gibi bir şey çünkü siyahın doğasına aykırıdır. Beyaz dünya, siyahın sadece maddi zenginliğini değil ruhunu da çalmıştır. Bir beyaza neden ırkçılık yaptığını sorarsanız önyargılarından başka söyleyeceği birşey yoktur çünkü Amerika’nın kuruluşunda bu önyargılar vardır. Ne var ki bir siyaha neden tepkili olduğunu sorarsanız neredeyse tüm bilinçaltını oluşturan anıları vardır.

Bugün yapılan propaganda bir İtalyan ya da bir İspanyol olmanın ötesinde siyahın karşısında bir beyaz olmanın daha geçerli bir kimlik olmasına sebep oluyor. Siyahlar bu anlamda daha da yalnızlaşıyor.

Dünyada empati yapamayacağımız tek insan belki de siyahilerdir.

Beyazların sebep olduğu bu travmada yine beyazların kurtarıcı rolü oynamaları siyahları rencide ediyor. Bu sebeple onlarla empati kurmak neredeyse imkansız. Beyazlar bir zenciyi bilinçaltında yaratılmış başka bir tür olarak gördüğü müddetçe bu olanaksız.

Beyaz insan tarafından kendilerine uzatılan her yardım eli bir hakaret gibi görülüyor. Zenciler bu şekilde tanınmaya ve kurtarılmaya ihtiyaç hissetmiyor. Sonuçta beyaz insanın yardım ederek siyah insanı kurtarmaya dönük faaliyetlerini bir zenci de yapabilir. Onu tasdik ederek beyaz insanın kendi iyiliğini teşhir etmesi samimiyetsizlik olarak kabul edilliyor. Zencilerin yaşadığı travma bizim hiç anlayamayacağımız bir zihin dünyasını geliştirmiştir.

Beyaz insanın siyah insana yardım etmesi zencilere çok samimi gelmiyor.
Beyazların siyah insana yardım etmeye çalışması onlara çok samimi gelmiyor. Bu durum zencileri rencide ediyor.

Bir siyaha destek olmak başka bu konuda öncü olmak başkadır. Bunlar beyaz insanın fantezileridir. Beyazlar da yüzyıllardır kandırılmış zihinlerinde siyahların hâlâ aşağı sınıftan olduğunu düşünmeye devam eder. Bunun çözümünün de kendisinde olduğunu düşünür. Beyazdaki travma, kudretin hep kendinde olacağı ve bunu lütfedeceğidir. Beyazlar, yaptıklarıyla yüzleşmekten, yaptıklarının hata olduğunu görmekten ve bunun doğuracağı sonuçlardan korkar.

Irkçı olmanın özünde inkar vardır. Bu sebeple ırkçı insan ırkçılığın olmadığını sürekli tekrarlar ve yaptıklarına haklı gerekçeler üretir. Böyle bir toplum ne kazanacağından daha çok ne kaybedeceğini düşünür. Siyahi Ay’ın kutlanmasındaki amaç, düzenlenen temalarla siyahların tanınmasının topluma nasıl kazanç sağlayacağını göstermektir.

Siyah Tarihinin 2024 teması: Siyahi Sanat ve Kültür

Carter G. Woodson 1926’da Zenci Tarihi haftasını kurduğunda, halkın dikkatini çekecek bir tema sağlamanın önemini fark etti. Siyahi Ay, temalarla her yıl yaşanan önemli gelişmelere dikkat çeker. ASALH, 98 Yıllık Siyah Tarihinde 2024 yılını Afro-Amerikan sanata adadı.

Afro-Amerikan sanatı Afrika, Karayipler ve Siyah Amerikalıların yaşadığı deneyimlerle harmanlanmıştır. Yeni Negro, Siyah Sanatlar, Siyah Rönesans, Hip-Hop ve Afrofuturizm gibi sanatsal ve kültürel hareketler, Afro-Amerikalılar ile kökleri arasındaki bağı güçlendirmeyi amaçlar.

Yüzyıllar boyunca batılı entellektüeller inkar etse de Antik Çağ’dan günümüze, Afrika’dan Avrupa’ya oradan Amerikaya kadar siyahların sanat üretiminin kesintisiz devam ettiğini görürüz. Siyahların dünyaya katkıları o kadar büyüktür ki bunu her sene bir tema altında ancak sıralayabiliriz. Afrika kökenlilerin sanat ve kültür alanındaki katkılarının dünya çapında duyulduğu ve kabul edildiği dönem Harlem Rönesansı olaral bilinen “Yeni Zenci Hareketidir”.

Siyahın uyanışı: Harlem Rönesansı

1920 ve 30’lu yıllar Afro-Amerikalıların adeta kendilerini keşfettikleri bir dönem oldu. Görsel ve yazılı sanatlar, müzik, eğitim ve tiyatroda bir üretim patlaması ve tarz yarattıkları yıllardır. Bu dönemde ortaya çıkan yaratıcılık daha sonraki zamanların akımlarına temel oldu.

Harlem, Kuzeydoğu ve Ortabatı Amerika’da ırkçı çalışma koşullarından kaçan Afro-Amerikalıların bir araya geldiği yerdir. Bunun yanında sivil hakları savunan siyahların kendilerini ifade edebildikleri bir merkez olmuştur.

Müzikte siyah devrimi

Siyahların esaret altında yaşarken çektiği acıları Tanrı’ya bir ritimle yakarmaları ruhanilerin doğmasına sebep oldu. Kölecilik zamanı tarlalarda kölelerin hem eğlenmek hem de isyanını ve acısını anlatmak amacıyla seslendirdikleri melodiler zamanla blues, caz ve Rock’n Roll’e evrildi. Bugün dünyada müziğin beşiği kabul edilen ülkeler Afrika’ya çok şey borçludur.

Robert Johnson, Muddy Waters, ve Riley B. King gibi Blues müzisyenleri gospel, soul gibi müzik biçimlerinin temelini atarak bir müzik tarzı yarattı. 1920 ve 30’larda Harlem Rönesansı ile zenci hareketinin yükselişi, Siyah Sanatları uluslararası bir alana taşıdı. James Reese Europe gibi Silahlı Kuvvetler mensupları sadece kendi orkestrasını ve korosunu oluşturmakla kalmadı, aynı zamanda siyahi müzisyenler için bir sendika ve müteahhitlik kurumu olarak da hizmet verdi. Yine 1920’lerde Josephine Baker, ilk siyahi kadın dansçı ve şarkıcı olarak Siyah Kültürünün güzellik ve canlılığının simgesi haline gelmiştir.

1973’te New York-Bronx’ta DJ Kool Herc ve Coke La Rock gibi siyahi müzisyenler beş temel unsuru içeren yeni bir müzik türü başlattılar. DJ’lik, MCing, Graffiti, Break Dancing ve Beat Boxing tekniklerini kullanarak Hip-Hop akımını yarattılar.

Grafitti, Zenci Müziği Hip-Hop’un ayrılmaz unsurudur.

Hip Hop politik, sosyal ve kültürel alanlarda önemli bir güç oldu. İnsanlar ırkçılık, cinsiyetçilik ve gelir adaletsizliği gibi toplumsal sorunlara tepkisini Hip Hop ile ifade etti.

Siyahi görsel, yazılı ve sahne sanatları

Bir siyahın edebiyatla uğraşması ilk zamanlarda kabul edilmeyen bir şeydi. Mesela köleciliğin ilk zamanlarında bir hizmetçi olan Phillis Wheatley’in şiir yazmasına kimse inanmamıştır. Bir siyahın böyle duyguları yazabilmesi inandırıcı gelmemiş ve bir komisyon önünde bunu ispat etmesi istenmiştir.

Ne var ki zamanla David Walker ve Maria Stewart gibi yazarlar Siyah Edebiyatı’nda başarılı örnekler verdi. Bunun yanında Edmonia Lewis gibi heykeltıraşlar ve Henry O. Tanner gibi ressamlar Siyah Estetiğini ulusal düzeyde tanıtmayı başardı. Bugün Harlem’in dışında Los Angeles, Chicago ve New Orleans gibi Amerika’nın önemli şehirlerinde zenciler sanat çalışmalarıyla öne çıkıyor. 

Siyah Kültürünün ve Estetiğinin uluslararası düzeye taşınması ise Langston Hughes ve Lois Mailou Jones gibi sanatçılarla olmuştur. 1960’lı yıllar sanatçıların kendi mirasından gurur duyduğu ve bunu gösterdikleri bir dönemdi. Kendi eserlerini sergilemek amacıyla sanat galerileri ve müze sergileri kurdular. Alvin Ailey, Judith Jamison, Amiri Baraka, Nikki Giovanni ve Sonia Sanchez gibi sanatçılar Siyah Sanat ve Kültürünün bugünlere evrilmesinde etkili oldu. Burada Harlem Rönesansından etkilenen Negritude hareketi ve Frantz Fanon’un yazılarından özellikle bahsetmemiz gerekir.

Afrofutirizm: Siyah Sanatı’nın teknolojiyle buluşması.

Afrofütürizm terimi, baskıcı sistemlerin olmadığı bir gelecek hayal eden kültürel ve sanatsal üretimleri tanımlar. Akım, Afro-Amerikalıların travmatik bir geçmişi ve sıkıntılı bugünü olmasına rağmen siyahi zenginliğin gelecek için umut verici olduğunu düşünür. Bugüne kadar müzik ve diğer sanat dallarında yaratılan zenginliğin teknoloji ile daha da zenginleşeceğini anlatır.

Afrofütürizm kavramı ilk defa 1990’larda kullanıldı. Ne var ki daha önce Sun Ra, Rashan Roland Kirk ve Jimi Hendrix’in müziklerinde afrofütürist unsurlar vardır. Diğer örnekler arasında bilimkurgu yazarı Octavia Butler’ın romanları ve İngiliz-Liberyalı ressam Lina Iris Viktor sayılabilir. Ayrıca Kenya asıllı heykeltıraş Wangechi Mutu, Nalo Hopkinson ile Grace Jones gibi yazarlar ve sanatçılar da bu akıma katkı sunan önemli figürlerdir.

Sonuç

Dünya bilim ve kültürüne katkı sunan birçok siyahi sanatçı ve müzisyeni burada saymamızın imkanı yok. Yalnız şunu söyleyebiliriz ki sadece Amerika’nın değil tüm Batı dünyasının şekillenmesinde Afrika’nın payı büyüktür.

Bir ulusal bilinç geliştirmek onu meydana getiren tüm unsurların bir potada erimesiyle mümkündür. Tek bir zümrenin egemen olduğu bir ulus inşa edilemez çünkü bu egemenlik güce dayanır ve el değiştirebilir. Hayat diyalektiktir ve bugün bir zümrede olan güç yarın başka bir zümrenin eline geçebilir. Böyle bir güç savaşında zaten zayıf bağlarla birbirine bağlı olan toplum bir iç savaşla parçalanır.

Egemenliğin tek bir zümrede olması vatanseverlik kavramının da içini boşaltır. Vatansever olduğunu düşünen ırkçı insan yavaş yavaş toplumu parçalanmaya götürür. Bu sebeple en aykırı fikirlerin dahi serbestçe söylenip tartışılması, yurtsever duygularla gösterilen şiddetten daha yararlıdır. Her yıl Şubat Ayı’nda düzenlenen Siyahi Ay kutlamaları bu bilincin oluşması için önemli bir fırsattır.

Ek Kaynak:

Ibram Xolani Kendi……….Stamped from the Beginning: The Definitive History of Racist Ideas in America

Hakan Tanar

Hakan Tanar 11 Mayıs 1971 yılında Adana’da doğdu. Evli ve 2 çocuk babası. 30 yıl satış ve pazarlama sektöründe çalıştı. Satış temsilciliğinden üst düzey yöneticiliğe kadar farklı kademelerde görev yaptı. Kendi işini kurarak perakende sektöründe 8 yıl faaliyette bulundu. Gerek profesyonel hayatında gerek ticaret hayatında edindiği en büyük tecrübe öğrenmenin hayat boyu sürdüğüdür. Yazmaya olan isteği ve öğrenmeye duyduğu merakı kendisinde kişisel blog kurma fikrini geliştirdi. Sonuçta sektör değiştirerek bugün ilgi duyduğu konular hakkında bildiklerini ve öğrendiklerini Monolog’da paylaşıyor.