Kadınlar Güçlendikçe Dünya ‘Erkekleşmiyor’, İnsanlaşıyor

Yaşamın Bir Cinsiyeti Var mı?



İnsanın bunalım yaşamadığı bir çağ herhalde hiç olmamıştır. Özü değişim olan doğada, alışkanlıklarımızdan vazgeçmek daima rahatsız edicidir. Ancak yaşamak da tam olarak bu değil midir? Onunla bağımız arttıkça karmaşası da artar ve ‘uyum sağlama’ dediğimiz süreç hiç bitmez.

Yaşadığımız dünyaya şöyle yukarıdan kuşbakışı bakmaya çalışalım. Bugünkü manzaranın bize anlattığını, çok gerilere gitmeden, 20. yüzyılın sonuyla kıyaslayalım. Bu, özellikle benim gibi 50’li yaşlarında olan bir insana çok şey ifade eder.

Bu kısa dönemde çok şey değişti: Yönlendirici güç para, yerini veriye bıraktı. Belki de gücü hep somut ve ölçülebilir olan parayla ilişkilendirmemiz, dünyayı ‘kaba’ gerçekliklerle anlama alışkanlığımızdandı. Oysa bugün, sosyal medyadaki yazma kutusunda “Aklında ne var?” sorusu bile, yönlendirici gücün artık insanın iç dünyasına, niyetlerine ve ilişkilerine ait olduğunun işareti. Yapay zeka da tam olarak bu ‘içeriye’ ulaşmak için sohbetlerimizi uzatıyor.

Tek kutuplu dünya çok kutuplu hale geldi. Petrol şirketleri, tahtını teknoloji devlerine bıraktı. Zekamız uzaya çıktıkça, küreselliğin tanımı da değişti. Bir zamanlar kapitalizmin sembolü ‘Coca-Cola’, genişleyen zaman ve mekanda neredeyse yerel bir firma haline geldi. Yıkılmaz dediğimiz her şey yenisiyle yer değiştirdi. Öyle ki, iş dünyasının ve sosyal yapının tarihsel olarak ‘erkekler tarafından, erkekler için’ tasarlanmış katı şeması değişmeye başladı.

İspanyol filozof Jose Ortega y Gasset, Kitlelerin Ayaklanması adlı eserindeki ‘Erkekçe mi Kadınca mı?’ makalesinde, toplumun doğasını yaş ve cinsiyet metaforlarıyla açıklar. Ona göre, yaşamın ritmi biyolojiktir. Değişen dünyada yaşam, döneme göre genç ya da yaşlı, kadınsı veya erkeksi bir karaktere bürünebilir.

Gasset bu analizi 1927’de yapmıştı. Yaşamı benzetmelerle anlamaya çalışan bu bakış açısı, toplumu yukarıdan gözlemlemenin değerini gösteriyor. Ancak Gasset’in zamanında tahayyül edilemeyen bir şey var: yapay zekanın toplumu şekillendirmedeki rolü. Biz de onun ilham verici düşüncelerinden yola çıkarak, bugünkü ‘yaşamın cinsiyetini’ anlamaya çalışalım. Fakat bunu, geleneksel erkek-kadın tartışmalarının dar kalıplarına sıkışmadan, filozofun yaptığı gibi, biraz yukarıdan bakarak yapalım.

Genç Yaşamın Karakteri: Erkeksi mi, Kadınsı mı?

Doğa boşluk kabul etmez. Yaşam, keşfettikçe büyüdüğümüz, büyüdükçe onun daha da genişlediğini fark ettiğimiz bir oyun alanı gibidir. Fakat keşiflerimiz arttıkça, eski değerlerimiz ve alıştığımız dinamikler, yeni gerçekliği anlamakta yetersiz kalır. İşte burada, tıpkı bir yazılım gibi, temelinde uyum olan iç ‘algoritmamız’ kendini yeniden kodlamaya başlar. Ve bu yeniden kodlanma süreci, her zaman bir güç mücadelesiyle, bir çelişkiyle gelir. 

José Ortega y Gasset’in dehası, bu çelişkiyi çağların bir ‘cinsiyet karakteri’ olduğu fikriyle açıklamasıydı. Ona göre tarih, dönem dönem daha ‘genç’ veya ‘yaşlı’, daha ‘erkeksi’ (sert, yapılandırıcı, hâkim) veya ‘kadınsı’ (esnek, kapsayıcı, duygusal) bir ruh hali taşır. Bir çağın bize hissettirdikleri, yaşamın o an hangi ‘ruh halinde’ olduğuyla ilgilidir.

Peki konuya Gasset’in dünyasından bakarsak, içinde bulunduğumuz çağın ruh hali nedir?

Kesinlikle genç bir çağdayız. Teknoloji, Z kuşağı ile önceki nesiller arasına, alışılagelmiş geçişkenliği ortadan kaldıran bir duvar ördü. Yaşlı kuşak, yeni yaşama uyum için tarihte benzeri görülmemiş bir çaba harcamak zorunda.

Gençlik tamam; ya cinsiyet karakteri? İşte asıl sorumuz bu.

Gasset’in metaforundan yola çıkarsak, bugün yaşadığımız şey, köklü bir ‘cinsiyet karakteri’ değişiminin sancılarıdır. Tıpkı teknolojinin nesiller arasında yarattığı uçurum gibi, değişen güç dinamikleri de geleneksel kadınlık ve erkeklik tanımları arasında görülmemiş bir gerilim yaratıyor. ‘Erkeksi’ denilen kamusal alana dahil olan kadın, ‘kadınsı’ denilen duygusal ve özel alana davet edilen erkek… Her ikisi de yeni kodlar yazmaya, o iç ‘algoritmayı’ güncellemeye çalışıyor.

Bu uyum süreci kolay değil. Çünkü insanın bir kusuru var. İnsan, kendini zihninin bir odasına hapsedip hayatı hep aynı pencereden seyretmeye meyillidir. Bizi değişime zorlayan şey, yaşamın içimize koyduğu o ‘yenilenme’ dürtüsüdür. Biz, özgür irademizle hareket ettiğimizi sansak da, aslında yaşamın bize biçtiği bu yeni role uyum sağlamak için sürekli bir mücadelenin içindeyizdir. Yaşamın bize gösterdiği yüzüne bakarken o, bizi görünmez tarafına hazırlar.

Kadın, Dünyayı ‘Erkeksileştiriyor’ mu?

Peki bu neden önemli? Çünkü bu yanılsama bizi değişime ve adaptasyona sürükler. İhtiyaçları sonsuz bir ekonomik varlığız. İhtiyaçlarımız çeşitlendikçe algılarımız da değişir ve yaşadığımız çevreyi değiştiririz. Bu anlamda dünya büyümez; biz, yaşadığımız dünyayı büyütürüz.

Değişimin sürüklediği bu arayış, bugün kendini kadınların teknolojiyle kabuğunu kırmasında gösteriyor. Kadın, magma odasında sıkışmış volkanın büyük bir basınçla dışarı fırlaması gibi, toplumda bir güç olarak ortaya çıkıyor. Ekonomik ve sosyal hayatta artık edilgen değil, daha etken bir şekilde yerini alıyor. Bugün futbol gibi bir erkek spor dalında kadınlar, kendi ‘Dünya Kupası’ turnuvasını düzenleyecek güce ulaşıyorlar. Voleybol, adeta bir kadın sporuna dönüşüyor.

Ancak bir paradoks olarak, dünyada erkeksi bakış açısı böylelikle daha da yaygınlaşıyor. Fiziken kadını sahnede daha çok görsek de iradesine sanki maskülenlik daha çok hakim oluyor. Hayatta kalma savaşında, erkeksi kabul edilen sertlik, risk alma, özveri gibi değerleri benimsiyor. Kısacası mücadeleyi erkeklerin sahasında kabul ediyor.

Peki akla şu sorunun gelmesi doğru değil mi? Hakim olan ve son sözü söyleyen erkeğin iradesine bugüne kadar kadın mı hakimdi? Tarihte bir güç her zaman diğerine hakim olmuştur. Ancak bu güç görünen değil de görünmeyen yönlendirici bir güç olabilir mi?

Tarihin Gizli Sözleşmesi – Kim Kimi Yönetiyordu?

Burada kadına küçük bir parantez açalım. Kadınların baskı gördüğü ve toplumun dışına itildiği doğrudur. Bugünün olanaklarına bakıp geçmişi yargıladığımızda bu haklı bir argüman. Oysa o günkü şartlarda kadın ve erkeğin kurduğu bir denge yine de vardı. Bu denge, o dönemin şartlarında işleyen bir hayatta kalma mantığına dayanan örtülü bir kabuldü. Bu gizli sözleşmeye göre, görünürdeki iktidar erkeğe aitti. Ancak bunun bedeli, erkeğin tek taraflı ve ölümüne bir sorumluluk yüklenmesiydi.

Erkek, evi geçindirme görevini, sınırsız ekonomik ve fiziksel sorumluluğu yüklenerek alıyordu. Ama bunun bedeli olarak kadının dış çevredeki sosyal hayatını satın alıyordu. Kadın ise, bunun karşılığında, evin yönetimini devralıyor, çocukların yetiştirilmesi ve sosyal ilişkilerin idaresini ele geçiriyordu. Bu, bir erkeğin hayatında hiç de küçümsenmeyecek alanlardır. Kadın, erkeğin gözünde adeta kutsallaşarak, resmi olmayan ama toplumda etkili bir statü elde etmiştir.

Yaşamın Pragmatik Yönü: Gerektiğinde Dişi Gerektiğinde Erkek

Her sosyal ve ekonomik yapının arkasında uzun ve kesintisiz bir tarih vardır. Anlattığımız bu gizli anlaşma da tarihsel sürecin bir sonucudur. Gasset’e göre erkeksi çağlar, kadına ilginin azaldığı çağlardır. Bunu da Antik Yunan’dan örneklerle açıklar. Örneğin Perikles döneminde hayat, genç erkekler ve olgun filozofların söyleşileri çevresinde dönerdi. Kadın, günün sonunda tamamlayıcı bir unsur olarak öne çıkardı. Kadına arzu duyulsa da değerinin düşük olduğu zamanlardı.

Savaşların hakim olduğu ortaçağda ise bütün gününü kılıçla geçiren erkekler, bu stresi akşamları içki sofralarında kadınlarla güzel sohbetlerde geçirirlerdi.

Ancak ne zaman ki savaşmak yerini servet birikimine bıraktı, işte o zaman dünyanın çehresi de değişti. Barış ve refah toplumunda erkekler kılıç yerine ince sözler ve tavırlarla kendini karşı cinse ifade etmeye başladı. Yaşam kadınsılaştı.

Kadın, artık ganimet değil, ‘seçen’ ve elde edilmesi gereken bir değer olarak yükseldi. Erkeğin toplumsal değeri, kadının onayıyla ölçülür oldu. Saray hayatı bir erkek etrafında dönse de bu çevreyi yöneten çoğu zaman bir kadındı. Binbir Gece Masalları‘ndaki Şehrazad, tam da bu ‘yumuşak gücün’ sembolüdür. Şehinşah Şehriyar’ın iradesini, zekâsı, stratejik anlatımı ve dayanıklılığıyla adeta teslim almış ve ölümünü 1000 gece erteleyebilmiştir. Şehrazad, tamamen dişil silahlarla sultanı dönüştürmüş ve bu süreçte ona üç evlat vererek onun hem sevgisini kazanmış hem de kendi hayatını kurtarabilmiştir.

Öyleyse, 21. yüzyılın başına kadar – savaş dönemleri hariç – büyük ölçüde ‘kadınsı’ bir çağ yaşadığımızı söyleyebiliriz. Bu örnekler toplumun hayatta kalma kriterleri değiştikçe ruhunun da değiştiğini gösteriyor. Tarih, ekonomik sistemlerin fetihlere veya savunmaya dayandığı dönemlerde erkeksi, barış ve zenginliğin olduğu dönemlerde kadınsıdır.

Yapay Zeka: Kadim Tabuların Sonu

Ancak burada şöyle bir haklı soru sorulabilir. Erkekler, kadınların onayına ihtiyaç duymadan da kendine yetebilen bir varlık değil midir? Bilim, sanat, spor ve siyasette bir erkek dünyasında yaşamıyor muyuz? Bunlar bugüne kadar yaşam savaşında hayatta kalmamızı sağlayan alanlar değil mi?

Evet, tarih bize bu alanların büyük ölçüde bir ‘erkek dünyası’ olarak kaydedildiğini gösteriyor. Ancak bu, doğanın bir kanunu değil, bahsettiğimiz ‘gizli sözleşme’nin kadınları bu alanlardan sistematik olarak dışlamasından kaynaklanıyor olabilir. Peki, bu sözleşme hiç var olmasaydı, insanlık neleri keşfederdi, neleri yaratırdı?

İşte yapay zeka çağı, bu kadim dışlamayı anlamsız kılan bir fırsat çıkarıyor kadının karşısına. Fiziksel gücün önemini azaltan, zihinsel yetenekleri, yaratıcılığı ve duygusal zekâyı öne çıkaran bu çağ, yeni ve eşitlikçi bir toplumsal sözleşmenin zeminini hazırlıyor. Kadınların bugünkü meydan okuyuşu, tarih boyunca bir ‘doğa kanunu’ olarak kabul edilenin, aslında bir ‘toplumsal tabu’ olup olmadığını test ediyor.

Tarih kesintisiz bir şekilde yoluna devam ediyor. Yaşamın dinamiğinin genç olduğunu tespit edebiliyoruz ama cinsiyeti konusunda henüz kesin bir şey söylemek çok zor. Sadece şunu söyleyebiliriz; kadın artık dolaylı yollardan değil, doğrudan güç kullanmak istiyor. Bugüne kadar kendini bağladığı o örtülü sözleşme geçerliliğini yitiriyor. Kadınlar teknolojiyle büyüyen yaşamın kendilerine en arzu duydukları şeyi— ekonomik bağımsızlığı— vadettiğini görüyorlar. Nitekim bunu da başarıyorlar. Sosyal medya, kadın estetiğini ve bakış açısını yansıtan devasa bir sektör haline geldi. Evde yapılan pastalar, süs eşyaları, ‘kadınsı’ içerikler artık sert rekabetin yaşandığı global pazarlara hitap ediyor. Dil bile değişiyor: ‘iş adamı’, ‘bilim adamı’ kavramları ‘insan’ ile yer değiştiriyor.

Yazıyı Zihin Karmaşası podcastinde dinleyin


Masadaki Üçüncü Kişi – Yapay Zeka Denklemi Nasıl Değiştiriyor?

Bir zamanların baskın teknolojileri kılıç ve sabanın yerini bugün yapay zeka aldı. Ancak burada ilginç bir paradoksla karşı karşıyayız: Yaşamı dönüştüren bu üst teknolojiye, şimdilik yine erkekler büyük ölçüde hâkim. Sanki tarih, yeni bir ‘üst mertebeye’ her çıkıldığında, eski güç dinamiklerini bir süreliğine yeniden üretiyor.

Bu nedenle, bugünün manzarası biraz karmaşık bir hale geliyor. YZ ‘erkeksi’ önyargılarla kodlanabilirken, kadınlar aynı anda hem bu alana girmeye çalışıyor, hem de kendi mizaçlarına uygun yeni sektörler yaratıyorlar. İş hayatının rekabetçi doğası, kadınların bazen geleneksel ‘erkeksi’ davranış kalıplarını benimsemesine yol açabiliyor. Bunun sonucunda erkeklere çekici gelen tavırlar yerini maskülen davranışlara bırakıyor. Kadın kendi değerlerini üretmekte zorlanınca, —tıpkı 1920’lerin dünyasında olduğu gibi— erkeklerin kadınlara olan ilgisi azalıyor. Örneğin bir erkeği beğendiğini önceden kendine saklarken bugün bunu açıklamaktan çekinmiyor.

Buradan çağın erkeksi bir doğaya büründüğü anlaşılabilir; eğer hayatımızda bir yapay zeka gerçeği olmasaydı. Gerçekten de öngörülmesi güç bir çağa girdik. Görünürdeki erkek hâkimiyeti, tarihin ataletiyle sürüyor olabilir. Hayatımıza artık bir gerçeklik olarak giren makineler, bugüne kadar bizi yönlendiren zihin haritamızı değiştiriyor. Tarihi sürükleyen kadın-erkek çelişkisine makineler bir üçüncü değişken olarak giriyor.

Kadınların bu meydan okuyuşuyla, doğanın – ve de toplumun – bizim için çizdiği sınırları her alanda zorladığımız bir çağa girdik. Öyle ki, artık ‘yaşamın cinsiyeti kadınsı mı, erkeksi mi?’ sorusunun ötesinde, Gasset’in öngöremediği yepyeni, belki de yaşamın dinamiğinde ‘cinsiyet-ötesi’ bir kabulün  eşiğinde olabiliriz.

Yapay Zekayla Cinsiyetin Sonu mu? Yeni Bir Tanıma Doğru

Yaşam yeni yüzünü göstermeden önce, onu fikren kabul edecek zihinsel uyum sürecini yaşıyor gibiyiz. İnsan olarak hayatta kalma şartlarımız doğanın esnekliği karşısında sürekli değişir. Ancak gündelik yaşamaya alışmış insanın şartlara uyum gösteren dürtüleri, belki de yeni dünyada yeni bir anlama bürünecek. Rekabet, risk alma ve duygusal soğukluk gibi eril duygular hem kadının hem de erkeğin doğasına uygun hale gelecek.

Erkeksilik ya da kadınsılık, döneme uygun, insanın ürettiği kavramlardır. İlk insanların yaşadığı ortamı hayal edelim. Ne kadın bugünkü kadındır ne de şimdiki erkek geçmişi yansıtır. Bugünün manzarasıyla geçmişi hayal edemeyiz. Ancak geçmişi düşünerek bir gelecek hakkında fikrimiz olabilir.

Bu anlamda erkeksi olmak, belki de yarın kadınlara atfedilen davranışlar olacaktır. İşin doğrusu, bugün yapay zeka çağında kadınlar, dünyanın atıl kapasite çalışan beynini tam kapasiteye çıkarıyor. Bugünkü yaşamın doğası, bizi bir işbirliğine doğru yönlendiriyor. Kadın-erkek mücadelesi yaşamın yeni senaryosunda aşmamız gereken bir aşamaya dönüşüyor. Çünkü yapay zekayla bilgi birikimi, inançlarımızı sarsan ani bir sıçrama yapıyor.

Geleneksel olan her şey dönüşüyor. Bunun içinde maskülenite de var feminizm de.. Ancak yolun sonunda ortak bir akıl görünüyor.

Yeni değerler ediniyoruz. Girişte bahsettiğimiz gibi, yaşamı artık zihnimizin bir odasından seyretmiyoruz. Diğer odalar, bağlantılar görünür oldukça öylesine belirginleşiyor ki, ortaya çıkan loş ışık, karanlıktaki nice odaların silüetini yansıtıyor.

Ütopya mı Gerçek mi? Cinsiyet-Üstü Yaşam

Yapay zeka, yaşadığımız dünyanın geometrisini değiştiriyor. Hiç olmadığı kadar soyut düşünmek zorunda kalıyoruz çünkü fiziki dünyamızın çevresinde sanal bir zaman ve mekan daha oluşuyor. İlişkilerimiz de dahil her şey ters yüz olacak şekilde anlam değiştiriyor. Örneğin kadınların maskülen tavırları yarın erkekte yeni bir çekim yaratabilir. Aynı şey kadın için de geçerlidir. Güven veren erkek yerine kadınlar, şefkat arayan erkekleri beğenebilir.

Tüm bu değişimler, bizi kaçınılmaz bir sonuca götürüyor: Fiziksel farklılıklar dahi anlamını yitirebilir. Yapılacak yeni toplumsal sözleşmede, kadın ve erkekten ayrı olarak ‘makineler’ de (yapay zeka) bir taraf, hatta belki de arabulucu olur. Hayatta kalmanın zihinsel ve duygusal yeteneklere bağlı olduğu dünyada, kadın ve erkek olmanın anlamı, feminen ya da maskülen bakış açısının ötesinde bir yere oturur. Gelecekte, bir zamanların ütopik fikri gerçek bir olasılık olarak beliriyor. Biyolojik prangalarından kurtulmuş, yani cinsiyet-üstü bir yaşam, belki de tarihte ilk defa mümkün.

Son Sözler

Bu yazıyı, José Ortega y Gasset’in ilhamıyla, içinde bulunduğumuz çağın ‘cinsiyet karakterini’ anlamak için yazdım. Ancak yazı bizi kaçınılmaz olarak yapay zeka gerçeğine getirdi. Çünkü ‘kadınsı’ ya da ‘erkeksi’ olmak, teknolojinin genişlettiği yaşam sınırlarımızda yeni bir anlam kazanıyor.

Çağın doğasını anlamak, sınırları belli olmayan evrende ne kadar yer kapladığımızla alakalı. Ne kadar şey biliyorsak, o kadar varız. Bu sebeple değerlerimiz ve inançlarımız değişmeye meyillidir.

Gasset, tarihin bazen genç bazen yaşlı, bazen erkeksi bazen kadınsı bir ruh hali taşıdığını söylüyordu. Ancak filozof bu tespiti yaparken, yaşamı ait olduğu çağın sosyolojisi, verileri ve değerleriyle tanımladı. Oysa yapay zeka çağında kadın, artık magmanın yeryüzüne çıkışı gibi, birikmiş potansiyelini dolaylı yollardan değil, doğrudan kullanmak istiyor. Erkek ise tek taraflı ‘sağlayıcı’ prangasından kurtulup özel alanda var olmanın peşinde. Bu, o kadim ‘örtülü sözleşme’nin parçalanışı anlamına geliyor. Ancak yapay zeka da düşünce kalıplarını ve değerleri dönüştürüyor.

İşte bu manzara, tarihin klasik döngüsünü kırabilir. Artık sofraya, kadın ve erkekle birlikte insanlığın yarattığı yapay zeka da cinsiyetsiz bir varlık olarak oturuyor. Onu dikkate almadan ne yeni bir toplumsal sözleşme yapabiliriz ne de yaşamı eski haliyle tanımlayabiliriz.

Ancak burada bizi bekleyen büyük bir tehlike var. Eğer her yeni teknolojiyi sadece hayatı kolaylaştıran bir araç olarak görürsek, gittikçe yüzeyselleşen bir hayata hapsolur, geçmişimizle olan bağımızı koparırız. Bu, insanlığı hafızasını yitirmiş şuursuz bir hale sokar.

İşte bu çağda en çok ihtiyaç duyduğumuz Gasset gibi filozoflar, bizi bu şuursuzluk durumundan çıkaran, kendimize getiren kurtarıcılar olarak karşımıza çıkar. Onlar, bize anlamlı bir zihin dünyası inşa etmemiz için alan açarlar. Bizler bu zihin dünyasını büyüttükçe, hayata farklı pencerelerden bakarız. Daha büyük bir kara tahtaya nasıl daha çok şey yazabilirsek, büyüyen zihin uzayımızda da daha çok düşüncenin akmasını sağlarız. Filozofların açtığı bu zihinsel uzayda geleceği kurgularız. Bilim de bir mühendis gibi bu ütopik kurguyu somutlaştırır.

Yazıya Gasset’in 1927’deki ‘çağların cinsiyeti’ fikrinden ilham alarak girdik ve şu soruyu sorduk: “Bugünkü yaşamın cinsiyeti ne olabilir?” Ancak bu soru belki de anlamını yitiriyor; çünkü bugün adını koyamadığımız, cinsiyetin alt kategori olduğu yeni bir diyalektiğin içinde olabiliriz. Belki de yapay zekayla kurduğumuz ortaklıkta, daha bütün, dengeli ve belki de daha özgür hale geleceğimiz yeni bir sentez oluşturuyoruz. ‘Kadınsı’ ya da ‘erkeksi’ bir yaşamın yerine, insan ve makine bütünleşmesine dayanan cinsiyet-üstü bir yaşam.


Okumayı bitirdiyseniz, düşünce yolculuğumuza katılın. Bültenimize katılarak özel dosyanızı hemen indirebilir ve her hafta zihin açıcı yeni içeriklerden ilk siz haberdar olabilirsiniz.


Yazıyı Zihin Karmaşası podcastinde dinleyebilirsiniz