Mastodon
Cinsiyet

Kadın hareketinin başarısı, erkeklerin ömrünü uzatabilir.

Bir kabın içine döktüğümüz su, o kabın şeklini alır. Doğa da bir kabın içindeki su gibi, koşullar değiştikçe çevreye uyum sağlayacak esnekliği gösterir.

Bunu, matematikte bir eşitlik denklemine benzetebiliriz. Eşitliği sağlamak için her iki tarafı birbirine denkleştirmeye çalışırız. Enerjinin sabit olduğu bir evrende doğa, dengeyi kendine özgü bir matematik ile yeniden kurar.

Her şeyin birbirine bağlı olduğu yüksek zekalı bir düzenin yasaları tarafından yönetiliriz. Eğer cinsiyetler arasındaki hayat beklentisinde bir dengesizlik varsa, tabiatın gizli yasaları bunu da çözer. Sonuçta böyle bir sorunun olması, eşitliğin bozulmasından kaynaklıdır. Denge durumu, enerjinin her iki yöne ölçülü dağılmasına bağlıdır.

Kadınların uzun yaşamasının sebepleri, erkeklerin neden daha kısa yaşadığını açıklamaz.

Kadınlardan daha çok bahsetmemizin en önemli nedeni, bir kadın hareketinin olmasıdır. Bu da, kadınların başarısına odaklanan daha fazla araştırma ve yayın yapılması için geçerli bir sebeptir. Ancak kadınları daha çok konuşuyor olmamız da bir cinsiyet eşitsizliğidir.

Bir konu hakkında doğru içgörü elde etmek için doğru soruları sormamız gerekir. Mesela kadınların neden uzun yaşadığını sorarsak, kadınların yaşam beklentisiyle ilgili doğru cevaplara ulaşırız. Böyle bir sorudan erkeklerin de kadınlara göre daha kısa yaşadığını anlarız ancak bunun sebeplerini bilmeyiz.

Sorduğumuz sorunun içinde erkek olmadığı için kadınlarla ilgili varsayımlardan, erkeklere yönelik yüzeysel bir sonuç çıkarırız. Mesela kadınların östrojen hormonuna sahip olması, daha uzun yaşamaları için bir sebeptir. Ne var ki erkeklerin aynı hormono sahip olmaması, onların neden daha kısa yaşadığını açıklayamaz.

Soruyu doğru sormamız, bakış açımızı belirler ve daha doğru içgörü elde ederiz. Kimi konuşmak istiyorsak soruyu onun açısından sormalıyız. Temel sebepler değişmese de onların anlaşılması açısından bu önemlidir.

Erkekler neden daha kısa yaşar?

Erkeklerin yaşam beklentisindeki fark, doğumla başlar. Yeni doğan erkek çocuklar, hastalıklara ve genetik bozukluklara karşı daha savunmasız olurlar. Bu da ölüm oranlarının yeni doğan kız çocuklarına göre daha yüksek olmasının sebebidir.

Buna ek olarak doğadaki denge, erkeklerin daha çok risk alması, kadınların tehlikelerden kaçınması üzerine kurulmuştur. Bu durum, erkeklerin daha riskli hareketlerde bulunmasına iyi bir nedendir. Bugün bile kadınlar, toplum hayatına katılırken, risk taşıyan görevlerden kaçınmaya çalışır.

Güçlü olmak: Erkek olmanın yazılı olmayan kuralı

Toplumdaki genel algı, erkeklerin güçlü ve dayanıklı olması gerektiği yönündedir. Bu algı, onların duygularını ifade etmesini ve destek almasını zorlaştırır. Kadınların en çok şikayet ettiği şey, eşinin duygularını ifade etmesindeki yetersizliktir.

Erkekler, çevrenin kendisinden beklediği güçlü duruşu sağlamak için hislerini bir kadın gibi ifade edemez. Oysa bugünün şartlarında kendimizi ifade edemezsek, gerek kadın gerek erkek, kendimizi iyi hissetmeyiz. Ayrıca, geleneksel erkek rolü, erkeklerin iş ve aile yaşamında sorumlu olmalarını da gerektirir. Bu durum, onların üzerinde büyük bir stres oluşturur.

Cinsiyet eşitsizliğinin erkeklere etkilerinin başında stres ve kaygı gelir. Bahsettiğimiz gibi geleneksel erkek rolü, erkeklerde stres ve kaygı seviyesinin artmasına yol açar. Bu da kalp hastalığı, depresyon ve diğer kronik sağlık sorunlarının başlıca sebepleridir.

Bunun sonucu olarak sağlıksız davranışları en çok erkeklerde görürüz. Erkekler, stres ve endişeyle başa çıkmak için daha çok riskli davranış sergiler. Mesela sigara, alkol ve uyuşturucu kullanmak, kadınlara göre erkeklerde daha yaygındır.

Cinsiyet eşitsizliği, erkeklerde öfke ve şiddet eğiliminini arttırdıkça, şiddet olaylarına ve kazalara daha çok rastlıyoruz. İntihar ve suç oranının erkeklerde yüksek olmasının en önemli sebepleri olarak bu faktörleri gösterebiliriz.

Aynı zamanda bu faktörler, erkeklerin yaşam süresini kısaltan bir bakış açısı geliştirmesine sebep olmuştur. Erkeklerin hayatı bir savaş olarak görmesi ve bunu sorumluluk olarak kabul etmesi, bilinçaltına yerleştirdiği bir savunma mekanizmasıdır. Bu durum onda stres ve kaygıyı arttırırken, stratejik düşünme ve liderlik yeteneğini de geliştirmiştir. Geçmişi ve geleceği düşünürek bugünü temkinli yaşar. Kadın ise ev ve aile işlerine odaklanarak yakın çevresini daha iyi algılayacak sezgileri geliştirmiştir.

Erkeğin sosyal rolü, kısa yaşamasına sebep olan genetik değişimlerde etkili olabilir.

Erkeklerin risk alma kabiliyeti, genetik risk faktörünü oluşturan Y kromozomunun kaybına neden olur. Bu değişim, insanın kan hücresinde meydana gelen somatik bir mutasyondur. Prostat kanseri ve mesane kanseri gibi riskleri arttırır. Bunun yanında kan hücrelerinin düşük olduğu erkeklerde Alzheimer riski de artar. Y kromozomu olmayan bağışıklık hücreleri, körlük ve muhtemel diğer tehlikelerin de sebebidir. Vücutta çok hayati fonksiyonların işlemesine engel olan bir eksikliktir.

Y kromozomu kaybı, erkeklerin daha kısa yaşamasında önemli bir etkendir.

Erkeğin daha kaygılı olması, evrimde kendisine verilen rolün sonucudur. Bugüne kadar üretilen baskın teknolojileri erkeğin kullanması, tehlikeli işleri de onun yapmasına sebep olmuş diyebiliriz. Buna uygun oluşan sosyal çevrede erkeğin metabolizması, Y kromozomunun kaybına neden olan bir yapıda gelişmiştir. Erkeklerin kadınlara göre daha riskli işleri yapması, onların hayat beklentisini kısaltır.

Kadınlar neden daha uzun yaşar?

Erkekler daha mantıklı ve hedef odaklıyken kadınlar ilgi çekici ve duygusaldır. Ayrıca kadınların biyolojik farklılıkları, ona bazı üstünlükler kazandırır. Mesela östrojen hormonu, kadınlarda kalp hastalığı ve bazı kanser türlerine yakalanma riskini azaltır. Ayrıca bağışıklık sistemini güçlendirerek enfeksiyonlara karşı koruma sağlar. Bunun yanında kadınların bağışıklık sistemi, erkeklerin bağışıklık sistemine göre daha güçlüdür. Bu da kadın metabolizmasının enfeksiyonlarla daha iyi savaşmasını sağlar. Ayrıca ömrü uzatan gen olarak bilinen X kromozomu erkeklerde 1 taneyken, kadınlarda 2 tanedir.

Hayat beklentileri ülkeler arası farklılık gösterse de tablo, kadınların daha uzun yaşadığını gösteriyor.

Hamilelik ve doğum, kadınların bağışıklık sistemini güçlendiren başka bir etkendir. Bu, onları bazı hastalıklara karşı daha dirençli hale getirir. Ayrıca kadınlar, erkeklere göre daha sağlıklı beslenme ve daha az riskli davranışlarda bulunma eğilimindedir. Erkekler kadar sigara içme, alkol alma ve trafik kazalarına karışma gibi riskli davranışları olmaz. Buna ek olarak kadınlar, düzenli olarak sağlık kontrollerine giderek tıbbi yardım alır. Ayrıca aile ve arkadaşlarından daha fazla sosyal destek alarak iç dengelerini koruyabilirler. Bu da stresle başa çıkmalarına ve genel sağlıklarını korumalarına yardımcı olur.

Ancak kadın ve erkeklerin yaşam süreleri arasındaki fark, çevresel şartlara bağlı olarak değişir. Kadınların toplum hayatına daha çok katılması, bu farkın kapanabileceğini gösteriyor.

Kadın kadar erkeğin de doğası değişiyor.

Yaşadığımız çağın şartları, dünyanın yarısını oluşturan kadınların topluma daha çok katılmasını sağlıyor. Bunun sonucunda da sosyal bir dönüşüm gerçekleşiyor. Üstelik sosyal çevrenin değişmesi, algılarımızın, davranışlarımızın ve çevremizin kabulünün de farklılaşmasına neden oluyor. Sosyal bir canlı olan insanın hayat beklentisi de bununla beraber değişiyor.

Teknoloji geliştikçe güç dengesinde bir kayma yaşıyoruz ve cinslerin hayat kalitesi de o oranda farklılaşıyor. Demek istediğim, zaman kadın lehine değişir görünürken, aynı şekilde erkeğin doğasını da değiştiriyor.

Teknoloji: Evrimin motoru

Başlarken söylediğimiz gibi, doğanın esnek yapısı, kendini zamanın akışına uygun olarak şekillendirir. Evde oturan kadının yaşam süresinin uzaması, onun her zaman böyle olacağı anlamına gelmez. Erkeklerin yaşam süresinin kısalmasını doğal bir durum kabul etsek bile bunun da değişme ihtimali vardır. Bunu açıklamak için biraz evrime değinmemiz lazım.

Mutasyon, teknolojiye bağlı olarak çevresel koşulların değişmesiyle gerçekleşir. İki ayağımız üzerinde dik durabilmemiz, doğanın bizi kayırmasıyla başlayan bir süreçtir. Bu sayede ellerimizi serbest bırakarak alet taşıyabiliriz. Baş parmaklarımızla kavrayabildiğimiz aletleri kullanarak yeni teknoloji üretebiliriz. Daha iyi bir iletişim kurmak için ellerimizi kullanabiliriz. Bugün baş parmaklarımızla kavrayabildiğimiz cep telefonunuyla hızlı mesaj yazabiliriz. Ayrıca öne sınırsız, arkaya ve diğer yönlere esnek bir omurgamız var. Omurgamıza tutunan kas yapısı ve organlarımızın esnek pozisyon alması sayesinde uzun yürüyüşler yapabiliriz. Hepsinden önemlisi, kafatasımızdaki beyin, gelişmek için bir dört ayaklıya göre daha iyi bir ortama sahiptir.

Bunun sonucunda teknoloji üretip çevremizi değiştiririz. Çevre değiştikçe, motor becerilerimizi yöneten sinirler beyne sinyal gönderir ve ondan bir şeyler talep eder. Bu sinyaller, beyinde bulunan sinapslar arasındaki bağlantı sayısını çoğaltır. Bunun sonucunda beyin hacmi genişler ve tekrarlayarak öğrendiklerimizi bilinçsizce yapmaya başlarız. Mesela arabaların olmadığı zamanda karşıya geçmek için sağa ve sola bakmak zorunda değildik. Oysa bugün bunu bir iç güdü haline getirmiş durumdayız. Yine arabalardan örnek verirsek; gaz, fren ve vitesi bilinçsizce kullanırız.

Bugün sürücüsüz araba dönemi başlarken değişen çevresel şartlara uyacak yeni iç güdüleri de mutlaka kazanacağız. Bu durum, tüm etkileşimlerde böyledir. Eğer çevreye uyum şartsa, bunu sağlayacak mutasyonlarda yavaşça gerçekleşir.

Biz, çevresel değişimlerin neden olduğu mutasyonların bugünkü sebeplerini konuşuyoruz. Erkeğin kısa yaşamasının sebebi olan Y koromozom eksilmesini hiç değişmez bir yasa gibi kabul ediyoruz. Oysa hayat süresini etkileyen çevresel koşullar değişebilir. Neticede çevre, teknolojiyle sürekli değişmeye devam eder. Sosyal çevrenin değişmesiyle gelişecek mutasyonlar, gelecekte farklı sebeplerin konuşulmasına neden olabilir.

Sosyal çevrenin değişmesi, genetik yapıların da değişmesine sebep olur.

Bizi harekete geçiren algılarımızdaki farklılıklar, dünyaya bakışımızı belirler ve çevresel koşullar buna uygun oluşur. Değişen çevreye uyum sağlamak da alışkanlıklarımızı değiştirmekle başlar.

Kazandığımız yeni alışkanlıkların niteliğine bağlı olarak duygularımız da evrilir. Çevresel koşullar bizi kaygılı yapabileceği gibi daha mutlu da yapabilir. Bu anlamda insan duygusaldır ve her hareketinin temelinde bir duyguyu tatmin etmek vardır.

Ne var ki insan dahil tüm varlıkların gizemi, aynı zamanda fiziki bir gerçekliktir. Örneğin riskli bir hareket yaptığımızda bir korku yaşarız ve salgıladığımız hormonlar bizi temkinli olmaya zorlar. Her tatmin ettiğimiz duygunun temelinde metabolizmamızda kimyasal reaksiyonlar oluşur.

Kimyasal reaksiyonlar insan bünyesini değiştirir

Yaşadığımız çevre değiştikçe algılarımız da değişir. Bu da deneyimlediğimiz kimyasal reaksiyonların niteliğini değiştirir. Sonuçta endişe duymamız, kaygılanmamız ve risk almamız hormanal faaliyetlerse bunlar, bir kimyasal tepkimenin karşılığıdır.

Eğer toplumda roller farklılaşırsa hücrelerimizdeki kimyasal tepkimeler de farklılılaşır. Daha çok kaygının yerine daha az stresli bir hayat yaşamamız, gen yapımızın değişmesine yol açar. Bugün kadınların uzun yaşamasına neden olan etkenler yarın değişebilir. Çevreye uyum sağlayan yapımız, evrimde yaşadığımız gibi, DNA yı oluşturan proteinlerde mutasyona sebep olabilir.

Yaşadığımız her an değişmeye devam ederiz.

Tabiatta sabit kabul ettiğimiz şeyler aslında değişkendir. Teknolojideki gelişmeler, cinsiyetler arasındaki farkı hızla kapatıyor. Teknoloji ürettikçe doğal kabul ettiğimiz olaylar da yerini doğal olan yeni şeylere bırakıyor. Mesela tarihte erkeklerin daha çok kullandığı silah ve saban gibi belirleyici teknolojilerin yerini bugün yapay zeka alıyor.

Yapay zeka, bugün kas gücü gerektiren işleri devralıyor. Bu da cinsiyet eşitsizliğinin sebebi olan biyolojik farklılığı ortadan kaldırıyor. Örneğin kadınlar da bugün teknolojinin imkanlarını kullanarak bir savaşa katılabiliyor. Buna karşın erkekler yemek yapıyor ve çocuk bakabiliyor.

Baba çocuğuyla ilgileniyor.
Çevresel şartların değişmesi, erkeklerin de doğasını değiştiriyor. Bir baba da anne kadar çocuğuyla ilgilenebiliyor.

Kadınlar topluma katıldıkça çevre de değişiyor. Bunun sonucunda yaşam süreleri dahil tüm fenomenler, yeni düzene göre kendini güncellemeye başlıyor.

Biz, bugünlere ulaşmak için milyonlarca yıl türlerin birbirini nasıl yok ettiğini çok düşünmeyiz. Bugün içinde bulunduğumuz şartların hiç değişmeyeceğini kabul ederiz. En azından değişimin, biz hariç her şeyi değiştireceğine inanmak isteriz. Oysa bugün, büyük acı ve değişimlerin sonucu olarak bu noktadayız. Bugünkü konuma milyonlarca yıl süren bir evrim sonucunda geldiğimizi düşünürsek bunun bir süreç olduğunu bilmeliyiz. Ancak teknolojinin de bu süreci gittikçe kısalttığını görmemiz gerekir.

Bu anlamda bilinçli ya da bilinçsiz olarak yaptığımız her hareket, bizi bir yönde değiştiren etkileşimdir. Esnerken elimizi ağzımıza götürdüğümüzde parmağımızdaki koku bile farkında olmadığımız bir değişimin başlangıcıdır. Enerjinin sürekli yer değiştirmesi, yeni dengelerin kurulmasına neden olur.

Bugüne kadar gelmemiz, değişen çevreye adapte olmamızı sağlayan genlerin mutasyonu ile oldu. Doğa kendini koruyarak mutasyonu sakındı ve gelecek nesillere seçilimle aktardı. Bu da kesin kabul ettiğimiz yargıların esnek olduğunu gösterir. Eğer bugün, yaşadığımız karmaşık hayatın tek hücreli bir yapıdan geldiğine inanıyorsak, buna da inanabiliriz.

Teknoloji, eşitsizliği ortadan kaldırıp bizi mutlu yarınlara götürebilir.

Teknolojinin her iki cins arasında yaygın dağılımı, cinsiyetler arasındaki farkı hızla kapatır. Erkekler, eşitsizlik azaldıkça stresi daha iyi yönetir. Stres seviyesinin düşmesi, duygularını daha iyi ifade etmesini ve destek almasını sağlar. Ayrıca bu durum erkeklerin daha sağlıklı davranışlar sergilemesini de sağlar. Mesela sigara, alkol ve uyuşturucu gibi riskli davranışlardan uzak durmak, onların hayat kalitesini arttırır. Sonuçta kaliteli bir hayat, insanlara nitelikli bir çevreyi de sağlar. Nitelikli bir toplumda şiddet olmaz ve hayat, daha güvenli ve yaşanmaya değer bir hale gelir.

Yaşam sürelerinin birbirine yakınlaşması, her iki cinsin birbirine en çok ihtiyaç duyduğu bir zamanda birbirlerinin yanında olmalarını sağlar. Sonuçta toplumdaki baskı hafifler, yalnız ve yaşlı insan sendromu azalır. Kadınların ve erkeklerin eşit haklara ve fırsatlara sahip olması, genel sağlık ve refahın artmasını sağlar. Böyle bir toplumda daha temiz bir çevre, daha sağlıklı bireyler olur. Bu da her iki cinsin yaşam süresini uzatır.

Günün şartlarına göre yapılacak yeni bir işbölümü, anne ve baba olmanın anlamını değiştirir. Sorumlulukların daha adil ve saygılı bir şekilde paylaşıldığı bir ailede yetişen çocuğun hayata bakışı, onlara görev yükleyen ailelerden farklı olur. Örneğin ebeveynler, kendi dünya görüşlerine göre çizdikleri hayatı çocuklarına dayatır. Oysa arzu edilen bir çocuğun algıları, soyun ya da servetin devamı gibi bir misyon ile büyüyen çocuğun algılarından farklıdır.

Sonuç

Yaşadığımız çevre, ürettiğimiz teknolojiyle değişir. Her ilişki gibi kadın ve erkek arasındaki ilişki de buna bağlı olarak kendini yeniler. Kadınlar değişimi talep ederken ve hakkı olanı alırken, erkeklerin de daha fazla özgürlük istemesi son derece doğaldır.

Birbirimizi tamamlayan varlıklarız. Birimize yüklenen fazla yük, her ikimizi de rahatsız eder. Cinsiyet eşitliği, sadece kadınlar için değil, erkekler için de son derece önemlidir. Her iki cinsin özgürlüğü, sorumlulukların ölçülü dağılmasına bağlıdır.

Erkeğin binlerce yıl daha baskın olması, bugünün şartlarında sürdürülebilir bir durum değil. Bu durum, kadınlar kadar kendisi için de iyi sonuçlar vermiyor. Aynı şey tersi durum için de söz konusu. Kadınların daha önde olduğu bir dünyada da nasıl bir erkek sorunu yaşayacağımızı bilemeyiz. Neticede birimizin mutsuzluğu, hepimizin mutsuzluğudur.

Sağlıklı ve mutlu bir toplum için ihtiyacımız olan tek şey, tüm insanların eşit haklara ve fırsatlara sahip olmasıdır.

Hakan Tanar

Hakan Tanar, 1971 yılında Adana’da doğdu. Evli ve 2 çocuk babası. 30 yıl satış ve pazarlama sektöründe çalıştı. Satış temsilciliğinden üst düzey yöneticiliğe kadar farklı kademelerde görev yaptı. Kendi işini kurarak perakende sektöründe 8 yıl faaliyette bulundu. Edindiği en büyük tecrübe öğrenmenin hayat boyu sürdüğüdür. Yazmaya olan isteği ve öğrenmeye duyduğu merakı kendisinde kişisel blog kurma fikrini geliştirdi. Bilim, edebiyat, tarih ve felsefeye ilgi duyuyor. Bugün ilgi duyduğu konular hakkında bildiklerini ve öğrendiklerini Monolog’da paylaşıyor.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *