Mastodon
Yaşam

Aşk, en güzel duygu.

Aşk, bizi mutlu eden, heyecanlandıran ve motive eden duygudur. Sevdiğimiz kişiyle birlikte olmak hayatımızı daha anlamlı ve güzel kılar. Aşk, bize kendimizi iyi hissettirir ve yaşama sevinci verir.

Her kültürde ve dönemde farklı şekillerde tanımlanmış olsa da aşkın temelinde her zaman sevgi, şefkat ve bağlılık vardır.

Aşkın farklı boyutları vardır. Mesela romantik aşk ile karşı cinsle bir birliktelik kurarız. Bu, iki insanın birbirine duyduğu tutku ve bağlılıktır. Romantik aşk genellikle fiziksel çekim, duygusal yakınlık ve ruhsal uyumun bir birleşimidir.

Bunun yanında aile bireyleri arasında kurulan bağlar vardır. Aile üyeleri arasında hissedilen sevgi ve bağlılık genellikle koşulsuz ve karşılıksızdır. Aşkın bir başka türü ise arkadaşlarımız arasında yaşadığımız ilişkilerden doğar. Dostluk aşkları güven, saygı ve paylaşılan değerlere dayanır.

İnsanın kendini sevmesi, kendisini olduğu gibi kabul etmesi ve değer vermesi anlamına gelir. Kendine duyduğu sevgi ve saygı yaptıklarını kendi nezdinde değerli kılar. Bu sebeple insan kendini hiçbir zaman reddetmez.

Bu boyutları çoğaltmak mümkündür. Mesela ilahi aşkı da buraya dahil edebiliriz ama insanı örnek vererek hem doğa hem de tanrısal aşkı söylemiş oluyoruz.

Her aşk türü, kendine özgü bir anlam ve önem taşır. Her biri farklı duyguları tatmin etse de hepsinde ortak olan şey emektir. Bir ilişkiyi yaratmak her şeyde olduğu gibi bir çaba ister ve emek harcanarak elde edilen şey değerlidir. Aşkı diğer duygulardan farklı kılan bizi hayata bağlayan ruhsal bir tarafının olmasıdır. İnsan olarak hayatta karşılacağımız tüm engelleri geçmek için ihtiyacımız olan yakıt aşkta gizlidir. Bu bir sevgili, dost, kardeş ya da güçlü maneviyatımızdır.

Doğa aşk ile yeniden doğar.

Aşk bir yenilenme sürecidir ve yaratıcılığı arttırır. Aşık olduğumuzda daha enerjik ve yaratıcı oluruz. Duygularımız yenilendikçe her gün yaptığımız rutin işler bize zevkli gelmeye başlar. Sevdiğimiz kişi yanımızda olmadığı zaman duyularımızın keskinliği azalır. Algılarımız düşer ve günümüzün büyük bir kısmı onu düşünmekle geçer. İrademiz bu düşüncelerin kontrolü altına girer ve onu görmek ya da sesini duymak için aklımızı kandıracak bahaneler üretiriz.

Aşk, bize göre insanın doğuşuyla başlasa da doğada hiç yok olmamıştır. Dünyada hayatın oluşmasıyla doğa kendini aşkla yenilemiştir. Doğada ki canlılar, türünün devamı için hayatta kalma mücadelesini aşk ile vermiştir. Bir erkek kuş, dişinin kendisini seçmesi için diğer rakipleri ile mücadele etmiş ve onu ne kadar istediğini aşk ile göstermiştir. Kırmızı bir çiçek, ihtiyacı olan başka bir çiçeğin tozunu taşıyan böceğe kendini göstermek için daha kırmızıdır.

Hayat kendini aşk ile yeniler.
Erkek tavuskuşu dişisine kur yaparak aşkını gösteriyor. Hayat kendini aşk ile yeniler. Doğanın temelinde sevgi vardır.

Aşık olduğumuzu belirtmek için konuşmamıza gerek yoktur. Zaten hareketlerimizdeki tuhaflık gerekenden fazlasını söyler. İçimizde uyanan duygular bağırır ama ağzımız konuşmaz. Gün her zamankinden daha aydınlık, mavi, bütün tonlarını göreceğimiz kadar daha mavidir. Su, bütün renklerini göreceğimiz kadar berrak akar. Her şeyin yeniden canlandığı, bize hiçbir şeyin imkansız gelmediği ve kendimizi güçlü hissettiğimiz yeni bir dünyaya gireriz.

Aşk: En eski ve en güçlü duygu

İnsanlığın en eski ve en güçlü duygularından birisi hangisidir diye sorsak herhalde cevap aşk olurdu. İlk insanlar, henüz konuşma becerisi yokken duygularını koklaşarak ve belli ritüellerle anlatmış olmalı. İnanç dünyamızda aşk Adem ve Havva’yla başlar. Oysa tek tanrılı dinlerden önce de mitolojide aşk ile kandırılan tanrılara rastlarız.

Efsanelerde ve mitolojide aşk olağan üstü olaylara konu olur. Aşkın insan üzerindeki etkileri hikayelerde doğa üstü gösterilir. Mesela Ferhat, Şirin için dağları deler. Mecnun, Leyla için çöllere düşer. Adem, Havva için yasak meyveyi yiyerek Tanrı’ya karşı gelir. Mitolojide Scylla, babası Nisus’un saçını Girit kralı Minos’a olan aşkı yüzünden keser ve kaleyi teslim eder. Çok iyi tanıdığınız birisi hain olur ya da kötü bir insan iyi birisine dönüşür.

Bunlar aynı zamanda hem aşık insanın neler yapabileceğini hem de aklına nasıl ihanet ettiğini gösteren örneklerdir. Mesela aşk gibi bir duygu intikam için kullanılabilir. Aşk dayanma gücünü, sabrı, metaneti ve tutkuyu arttırırken aklımızı da kandırmamıza sebep olur.

Bazı durumlarda aşık olmak zaaf yarattığı için aptallık olarak görülür. Örneğin bazıları tutkularından dolayı servetini, mevkini ve sağlığını kaybeder. İnsanın çelişkili doğasını gösteren en iyi duygudur. Böyle olsa da aşk yeniden doğmaktır. Kötü bir duruma düşsek dahi içinde acı olmasından dolayı yeniden ayağa kalkmak ve mücadele etmek için bize güç veren duygudur aşk.

Aşk, insanın doğasını keşfetmesini sağlar.

Aşk hakkında binlerce yazıya ve anlatıya rastlarız. Aşkı konuşmak en kolay şey gibi gelir bu yüzden çabuk tüketiriz. Ne var ki binlerce kitap yazılsa da yazmak bitmez çünkü tarif edilmesi yaşamak kadar zevklidir. Bunun sebebi hepimizin aşk hakkında söyleyecek bir sözünün olmasıdır. Birisi bize aşkı anlattığında içimizde bir şeyler uyanır çünkü hepimiz içimizde uzak bir sevgiliye özlem duyan potansiyel bir aşığızdır.

Bir şair ile bizim aramızdaki fark, şairin doğaya her an dönük olmasıdır. Şair, imkansız aşkların mümkün olabileceğini gösterir. Duyumsadığı her şeyi özlediği duygulara çevirecek duygu yoğunluğunu yaşar. Yoksa insanın ruhuna hitap eden bir Romeo ve Jülyet yazmak herhalde mümkün olmazdı.

Aşk ile erkek ve kadın kendi doğalarını keşfederler. Erkek kendisini ona bağlayan sevgiyi hissettiğinde doğasındaki kaba güç aşkının karşısında boyun eğer. Ona teslim olur. Kadın sevildiğinde ve arzulandığında kendini savunma ihtiyacı hissetmez.

Zaman durur mu? Aşkla mümkün..

Aklımızı kurcalayan birisi olduğunda bir noktaya daldığımız çok olmuştur. O an bir şey düşünmez sadece baktığımız yeri seyrederiz. Eğer onu sabah göreceksek saatler gün olur. Günler varsa aylar sürer. Eğer aylar varsa zaten hızlı bir unutuşa gireriz çünkü aşk yenilenmek ister.

Herşeyin bir sonu olduğu gibi aşkların da bir sonu vardır. Her mutluluk gibi aşk da daha sonra saygı ve bağlılığa dönen kısa süreli bir mutluluktur. Ne var ki bize sonsuza kadar sürecekmiş gibi gelir.

Aşkta bir kadın ve bir erkek zamanın nasıl geçtiğini anlamaz.
Sevgilinizle beraberken çevrenize algılarınız kapanır ve zaman hızlı geçer. Bütün dikkatiniz sevgiliniz üzerindedir.

Sevdiğimiz insan yanımızdayken bütün dikkatimizi ona vermemizden dolayı çevremizde olanlara algımız kapalıdır. Yolda yürürken başkaları yanımızda yürür, konuşur ya da güler pozisyonda hareketsizdir. Bizim için sanki ışık hızında akmış gibi zamanın nasıl geçtiğini anlamayız. Aşk ile zaman durur ve genç kalırız. Sevdiğimiz insanla beraberken hiçbir şeyin bize acı vermediği, herşeyin farklı olduğu paralel bir dünyaya geçiş yaparız.

Aşk, kadınlar için hayatın amacıdır.

Kadınlar sevilmek ve anlaşılmak ister. Baktıkları her yerde aşkı görmek isterler. Aşkı hatırlatan merhamet, şefkat, nezaket gibi yumuşak duygular kadınlarda vardır. Kadınların doğası, aşkı daha duygusal ve romantik bir şekilde görmeye meyillidir. Aşk onlar için bir tutku, bir heyecan ve bir yaşam amacıdır. Bu sebeple aşk söz konusu olduğunda genelde konuyu kadınlar üzerinden tartışırız.

Kadınlar aşkta seçen taraftır ve yüceltilmek ister. Her şeyi tamamlayan da onun zıddı olduğu için yumuşak duyguların tam tersi gücü arar. Belki de aşk, erkekleri hükmü altına aldıkları en güçlü savunma silahıdır.

Kadınların seçiminde genelde hata olmaz. Yapacağı seçim onun için bir yatırımdır ve o an ki şartlarda kendisi açısından en doğru tercihi yapar. İçgüdüleri onu yanıltmaz ve erkek ne kadar güçlü görünürse görünsün ondaki açığı yakalar. Kadınların zekası ve sezgileri bu anlamda kuvvetlidir. Kendine en yakın olanı çok net bir şekilde görür. Bunu pratik olmalarına bağlayabiliriz.

Kadın, seçimini yaptıktan sonra kendisini adar ve yüzünü sadece eşine döner. Bunun karşılığında erkeğin sadece sadakatini ister. Tek istediği seçiminin yanlış olmadığını görmektir.

Erkeklerde aşk bir gelecek planıdır.

Erkekler ise aşkta fiziksel çekim, güven ve ortak değerlere daha fazla önem verirler. Kendilerini güçlü ve değerli hissetmeye ihtiyaç duyarlar. Erkeklerin doğası, aşkı daha mantıklı bir şekilde görmeye meyillidir. Aşk onlar için bir birliktelik, ortaklık ve bir gelecek planıdır. Erkek, doğası gereği geçmişi ve geleceği düşünür. Bu sebeple daha kaygılı ve düşüncelidir. Böyle olması onun yaratıcı, hoşgörülü ve geniş bir bakış açısına sahip olmasını sağlar. Kadının mutlu olması onun önceliğidir. Erkeğin mutluluğu ve huzuru kadının mutlu olmasına bağlıdır.

Erkeği kadından farkı kılan en önemli özelliği cesaretidir. Bu anlamda risk alma yeteneğimiz kadınlardan fazladır. Bu da yaşadığımız dünyayı bir erkek dünyası yapar. Ne var ki teknoloji bugün kadını öne çıkardıkça kadınlarda artık erkekler kadar risk alabiliyor. Kadınlar da artık hayata daha çok katıldıkça risk alma yeteneklerini geliştiriyor. Bu da erkek ve kadın doğalarının biribirine yaklaşmasına sebep oluyor. Mesela erkekler bebek bakarken kadınlar daha mücadeleci ve savaşçı olabiliyor.

Erkekler seçilen taraf olsa da her kadına seçme şansını vermez. Kendini tanıyan erkek değerini bilir. Bu sebeple seçilme şansını çok iyi hesap eder. Kadının sezgileri çok güçlü olsa da erkek bu sezgileri okumasını çok iyi bilir. Mesela herkes kadının zor bir varlık olduğunu söylese de aslında basit istekleri vardır.

Erkek kabul edildikten sonra sadık kaldığı müddetçe kadın artık onun olur. Ona sadakatini, sevgisini, şefkatini ve istediği güveni verdiği müddetçe kadın ona aittir. Duygularını eğitemeyen bir erkeğin kadını kaybetmesi durumunda gösterdiği şiddetin sebebi muhtemelen budur. Doğasında güç olan ve ilişkiyi fiziksel bir birliktelik olarak da gören bir erkek kendine ait olanı kaybettiğinde doğasındaki kaba güç uyanır.

Aşkta denge: Reddedilme korkusu

Doğada her şey bir ölçü içerisinde yürür. Aşırıya kaçan her duyguyu törpüleyen zıt bir duygu vardır. Aşkta reddedilme korkusu aşkın olabilirliğini gösteren ince bir ayardır. Hem kadın hem de erkeğin kime aşık olabileceğini belirleyen ince çizgidir. Aşkın başlaması için olasılık sınırlarını çizen, insanın kendi kapasitesi ve gücünü abartmamasını sağlayan evrimin bize verdiği duygudur. Reddilme korkusu aşkın gerçekçi tarafıdır. İnsanın duygularının aşınmamasını ve aşka inancını kaybetmemesini sağlar.

Kadınlar, aşk ilişkilerinde daha fazla yatırım yaptıkları için reddedilmeyi daha yıkıcı bir deneyim olarak görebilirler. Seçen tarafın kadın olması bu sebepten olabilir. Hayatın her anında aşkı aradıkları için reddedilen kadın çok daha keskin tepkiler verir. Hayatın tek amacı olan aşkı tek bir kişide görme eğilimleri onları kırılgan yapar ve bu kayıp onlarda derin travmalar yaşatabilir. Ayrıca aşkta daha duygusal ve romantik olmaları daha kolay aşık olmalarına sebep olur. Bu sebeple kadınların erkeklere kıyasla reddedilmeyi kişisel olarak almaları daha olasıdır.

Erkekler de reddedilmenin acısını yaşar fakat kadın doğasının bir kaç denemeyi gerektirdiğini bilir. Kaybetme korkusu reddedilmenin verdiği korkuya baskın çıkar. Biz erkekler keşfedilecek bir yer olduğunu biliriz. Ancak bir kaç denemeden sonra bir karara varabiliriz. Bu anlamda aşk erkek için eğlenceli bir araçtır.

Kadınlar ve erkekler, aşkta birbirini tamamlayacak şekilde yaratılmıştır. Bu zıt duygular birbirini çeker. Kadınların duygusal ihtiyaçları erkeklerin güç ve ortak değerlere olan ihtiyaçlarını, erkeklerin fiziksel çekim ve birliktelik ihtiyacı da kadınların şefkat ve ilgi ihtiyacını dengeler.

Felsefede aşk

Aşk, felsefecilerin dahi tam olarak tanımlayamadıkları bir kavramdır. Bunun için bir çok teori üretilmiştir. Bunlar arasında psikolojik, evrimsel ve ruhani teoriler vardır.

Bu anlamda aşk bir fili tanımlamak gibidir. Nasıl deneyimlerseniz o şekilde tanımlarsınız. Bu kadar farklı yorumların olması belki de farklı deneyimlerin yaşanmasındandır. Sonuçta aşk, George Nathan’ın dediği gibi hayatta birçok kişinin yaşadığı ama çok az kişinin keyfini sürdüğü bir şeydir. İnsanı esir eden günlük kaygı ve düşünceler aşkı genelde insan hayatında çok gerilere atar.

Noam Chomsky’e göre içinde aşk olmayan bir hayat boştur. Sadece birisine aşık olarak değil aynı zamanda dünyada acı çeken insanların hislerine ortak olup içinizdeki insani duyguları da harekete geçirebilirsiniz.

Sokrates’e göre aşk, güzelliğin aracılığıyla çoğalma arzusudur. Platon ise aşkı en güzele doğru yücelen bir şey gibi tasavvur eder. En sonunda mutlak güzelliğe ulaşıldığını düşünür. Bunun yanında Bacon, aşkı sakat bir tutku olarak görür. Büyük işler peşinde koşan insanların aşka tutulması budalalıktır.

Shopenhauer aşkı, soyun devamı için kadının erkeği kandırması olarak tarif eder. Aşk, erkek için bir yanılsamadır. Kadın çocuk doğurabileceği gençlik yıllarında bir erkeği kendisine bağlamak ister. Schopenhauer’e göre aşk, türümüzün devamı için yaşadığımız bir yenilenme sürecidir.

Dünya var oldukça aşk da var olacaktır. Ne var ki üzerinde bu kadar çok sözün söylendiği, insanları hayallare sürükleyen ve filozofların dahi bir uzlaşıya varamadıkları aşk gibi geniş bir duygu insanın elinde metalaşır.

14 Şubat: Aşk satar.

Her yıl 14 Şubat’ta sevdiğimiz insana onu unutmadığımızı gösteren bir hediye ya da kutlama hazırlarız. Sevgililer için özel bir güne karşı olduğum anlaşılmasın, aksine bunu kutlamakta hiçbir sakınca yok. Ne var ki 14 Şubat’ın şöyle bir sorunu var. Bizi harekete geçiren duygu aşk değil bir algı. Dolayısıyla hem samimi değil hem de iki kişi arasında olması gereken bir duyguya diğer insanları da ortak ediyoruz. Aşkı yaşamaktan daha çok bu işi bir yarış ve gurur meselesine çeviriyoruz. Bu durumda aşktan daha çok gurur ve rekabet duygularımızı gideriyoruz.

Herkes aynı anda aynı duyguları hissedemez dolayısıyla 14 Şubat aşkı tarif edemez. Bir görevi yerine getirmek aşk değil olsa olsa onun reklamı olur. Sonuçta aşkınızın reklam olması da onu özel yapmaz.

Aşk gibi geniş ve insanı öngörülemez yapan bir duyguyu 1 güne sığdırmak onu sıradanlaştırıyor. Aşkın özüne uygun yapacağımız sunumlarla zenginleşecek hayat anlamını kaybediyor. Üstelik yalnız olanlar üzerinde de gereksiz bir baskı yaratıyor. Bu anlamda 14 Şubat, empatinin kaybolduğu bir gün haline geliyor.

14 Şubat aşkı anlatmayan sıradan bir gündür.
14 Şubat aşkı anlatmayan sıradan bir gündür.

Bir kadın nasıl sevdiği tarafından şaşırtıldığında sarsılırsa, erkek de aynı duyguları onu şaşırttığında hisseder. Özel bir günün dayattığı bir mecburiyet yokken onun için bir şey planlamak, saatlerini onun için harcamak bir kadına verilebilecek en değerli hediyedir. Şaşırtmak beklenmedik bir hareketse amacına ulaşır. Ne kadar kafa yorarsanız yorun 14 Şubat’ta alınan zorlama bir hediyenin tadı, hiç beklenmeyen bir anda verilen küçük bir hediyenin yerini tutamaz. İnanın en kötü hediyeyi de alsanız ona vereceğiniz daha anlamlı bir hediye olamaz. Sevdiğini şaşırtabilen bir erkek de kendini daha mutlu ve gururlu hissedemez. Şaşırtmak, erkeği daha gizemli ve sürprizlerle dolu yapar. Aşk özeldir ve sürprizlerle beslenir. Bu sebeple adına uygun hareketler bekler.

Sonuç

Aşk, hayatımızın ayrılmaz bir parçasıdır ve o olmadan hayat, eksik ve anlamsız olur. Bizi iyileştiren, güçlendiren ve daha mutlu kılan bir duygu varsa o da aşktır. Sevgi, doğanın özüdür ve aşkın içinde olan kin, nefret, hasret ve acı gibi insanı mutsuz eden duygular yine aşka geri döner.

Savaşlarda çok iyi mücadele eden düşmana saygı duyulur. Çok iyi dost olan eski düşmanları masallarda ve hikayelerde ders niteliğinde anlatırız.

Hayat iniş ve çıkışlarla doludur. Her şeyimizi kaybettiğimizde yeniden ayağa kalkmak için sevdiklerimize aşkla tutunuruz.

Davasına bağlı ve onu ölesiye savunan insanlara karşı sadece aynı görüşte olanlar değil ona karşı olanlar da sempati duyar. Birbirinden nefret eden iki insanın daha sonra aşık oldukları çok görülmüştür.

İnsan kendini ölmeye yakın hissettiğinde hayatının muhasebesini yapar ve yaptığı kötülüklerden pişmanlık duyar. Bu anlamda aşk insanın özüne dönmesini sağlayan, hayatı güzelleştiren ve yaşamaya değer kılan duygudur.

Aşk ile kalın..

Hakan Tanar

Hakan Tanar 11 Mayıs 1971 yılında Adana’da doğdu. Evli ve 2 çocuk babası. 30 yıl satış ve pazarlama sektöründe çalıştı. Satış temsilciliğinden üst düzey yöneticiliğe kadar farklı kademelerde görev yaptı. Kendi işini kurarak perakende sektöründe 8 yıl faaliyette bulundu. Gerek profesyonel hayatında gerek ticaret hayatında edindiği en büyük tecrübe öğrenmenin hayat boyu sürdüğüdür. Yazmaya olan isteği ve öğrenmeye duyduğu merakı kendisinde kişisel blog kurma fikrini geliştirdi. Sonuçta sektör değiştirerek bugün ilgi duyduğu konular hakkında bildiklerini ve öğrendiklerini Monolog’da paylaşıyor.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir