Bir Cümle Hayatımızı Nasıl Değiştirir?
Bir filmi harika yapan nedir? Bir karakter, müzik, çarpıcı bir sinematografi veya bir aktörün oyunculuğunu döktürdüğü bir performans.. Bunların dışında hikayenin kendisiyle bir bağ kurmamız..
Belki de bir filmi mükemmel yapan bunların hepsidir. İşin aslı, hepimizin farklı cevap vereceği bir sorudur bu. Tutkularımızı neyin ateşlediğini kimse bilemez. Farklı açı ve uzaklıktan seyrettiğimiz aynı manzaranın bizde farklı duygular uyandırması gibi, izlediğimiz aynı filmin hepimizde yarattığı etki de aynı değildir.
Ancak repliklerin diğer unsurlardan farklı bir yönü var. Bir soundtrack, kendi başına bir şahaser olsa da filmden bağımsız bir kimlik kazanması çok zordur. Film zamanda donsa da müzik o dönemin ruhunu taşıyarak yoluna devam eder. Ancak müzik ve filmin arasındaki ince bağ hiç kopmaz. Örneğin bir kült film olan ‘Baba’ nın (Godfather) müziği artık klasikleşmiştir. Ancak dinlediğimizde bizi o döneme götüren bir ruhu vardır. Sanki müzik, filmi çağrıştıran bir tılsım görevi görür.
Aynı şey oyuncu için de geçerlidir. Bazen aktör ve aktrisin sergilediği performans o oyuncunun üzerine yapışır. Örneğin, Al Pacino’yu ben daha çok ‘Baba’ (Godfather) filmiyle hatırlarken bir başkası ‘Isı’ (Heat) ile anımsayabilir. Bu oyuncuları unutulmaz yapan, hepimizin bireysel hafızasında yaşamaya devam eden o muhteşem oyunculuklarıdır.
İşte sözlerin gücü, replikleri, müziğin ya da oyunculuğun sıkıştığı zamanın dışına taşır. Birazdan göreceğimiz gibi, içimizde bize ait duygular kelimelerle cisimleştiğinde, hepimiz için anlam ifade eden ortak bir akıl oluşturabilir. Replikler, filmlerden bağımsız olarak, her insanın öznel zamanının dışında bir kimlik kazanabilir. Örneğin “Houston bir sorunumuz var” dediğimizde bu, uzaydaki astronot için de matematik sınavına giren lise öğrencisi için de bir riski ifade eder. Bu sözleri bir filmde söylendiğinden haberimiz olmadan kullanırız; çünkü sözler canlıdır.
Replikler, bizi güneşten koruyan bir gölgelik gibi, karmaşık hayatı bize basit cümlelerle özetler. Herkesin kendi payına düşeni aldığı, derinlerimize işleyen bir tarafı vardır repliklerin. Bir fitil ateşlendiğinde, dinamitin içindeki nitrogliserini nasıl açığa çıkarıyorsa, sözcüklerden oluşan cümleler de içimizde sıkışan duyguları öyle açığa çıkarır.
Var mı Sözden Daha Güçlüsü?
Bu yüzden, güçlü sözlerin içimizde neyi ateşleyeceğini asla bilemeyiz. Öyle ki, bir durumu abarttığımızda “Çok film izliyorsun” eleştirisiyle karşılaşırız. Ancak bu sözleri insanlar bir eleştiri getirmek adına söylese de bunda bir doğruluk payı olduğuna inanıyorum. Çünkü tutkuların şekillendirdiği bir hayatta sözlerin gücü, hayatımızı bir sinema filmine dönüştürür. Bunun yanında kelimeler, hayata bakış açımızı tümüyle değiştiren felsefi bir slogana da dönüşebilir.
Sinema, izlediğimiz sahnelerle hafızamıza sadece yerleşmez. O sahnelerde karakterlerin ağzından çıkan tek bir cümleyle bilinçaltımıza yuva kurar aynı zamanda. Bahsettiğim gibi, bu cümleler hafızamızda sıkışmış o sahneyi, canlı hayatımıza taşıyan bir ateşleyici görevi görür.
Sinema replikleri basit bir diyalog değildir. Düşüncelerimizin yetersiz geldiği anlarda bir sloganla müzakere kazandığımız zamanlar mutlaka olmuştur. Ya da zor zamanlarımızda ,Rocky’nin oğluyla yaptığı motivasyon konuşması gibi, hayatımızda yeni bir kapıyı aralayabilir.
Bir replik, bizim dünyayla iletişim kurma biçimimize dönüşebilir. Ana karakter ve oyuncusu olduğumuz kendi yaşamımızda hayatın neredeyse her safhasını deneyimleriz. Zor bir kararda Vito Corleone’yi, umutsuz anlarımızda, Oz Büyücüsü’ndeki Dorothy’nin sihirli sözleri aklımıza gelir. Bir meydan okumada ise Rocky’nin bu sert sözleri bizi kendimize getirir.
Şu ana kadar bu düşündüklerimi kelimelere dökmek neredeyse bir günümü aldı. Oysa bu anlattıklarımı ve bundan sonrasını çok daha kısa ve düzgün bir düşünce akışı içinde, repliklerle yapabilirim. O halde sözü zamanın ve coğrafyanın ötesine geçen repliklere bırakalım. Güç sizinle olsun!
Replikler: Hayatımızın Karmaşasını Özetleyen Güçlü Sözler
“Ona reddedemeyeceği bir teklif yapacağım.” (I’m going to make him an offer he can’t refuse.)
Baba (The Godfather), 1972- Vito Corleone
Bu replik öylesine ikonik bir cümle olmuştur ki, pazarlamadan siyasete kadar çok geniş bir yelpazede kullanılan bir stratejiye dönüşmüştür. Çünkü insanı iyi tanıyorsanız, sadece çevrenizdeki karmaşayı hızlıca çözmezsiniz, kendi ekosisteminizi de yaratırsınız.
Karşınızdaki insanı, cesaret ve öz güveninizin onda uyandırdığı saygı ikna eder. Bu replik, gücün ve manipülasyonun adeta bir özeti gibidir. Bu cümle, masum bir tekliften öte, mutlak itaati talep eden bir yumuşak gücün ifadesidir.
“Açıkçası, sevgilim, zerre umurumda değil.” (Frankly, my dear, I don’t give a damn.)
Rüzgar Gibi Geçti (Gone with the Wind), 1939- Rhett Butler
Ben ‘Rüzgar Gibi Geçti’yi izlemedim. Ama bu repliği kullanmam için bu filmi izlememe gerek yok. Melodramın zirvesi ve bir ilişkinin bitişinin en soğuk, en kesin ifadesi. Bu cümle, kesip atmanın ve nihai özgürlüğün simgesi olarak sosyal hayatımıza yerleşmiştir.
“Hayır, ben senin babanım.” (No, I am your father.)
Yıldız Savaşları: Bölüm V- İmparator Geri Dönüyor, 1980- Darth Vader
(Star Wars: Episode V- The Empire Strikes Back)
Bu cümle, masumiyetin sonu ve gerçekle yüzleşmenin şokunu tek başına ifade eder. Luke ve Darth Vader’ın ihtirasları tamamen zıt doğalara sahiptir. Darth Vader, Luke’a kendi tarafına geçmesi için ikna edici sözler söyler. Bunun olacağına inanmasa da bunu yapar. En son çare olarak Obi Van Kenobi’nin kendine yalan söylediğini, ona güvenmemesi gerektiğini söyler. Son kozunu oynayarak babası olduğunu itiraf eder. Bu hamleyi, mutlak gücü tam olarak eline geçireceği son şans olarak görür. Ancak insan, herkesi kendi gibi görmemeli. İdealler çarpıştığında, bazen kan konuşmaz. Luke’daki psikolojik çöküşün aynısını, beklediği tepkiyi alamayan Darth Vader’da yaşamış olabilir.
“Houston, bir sorunumuz var.” (Houston, we have a problem)
Apollo 13, 1995-James Lovell
Uzaya çıkmadan önce, bir büyük kriz anında astronotlar sakin kalma konusunda psikolojik eğitimler alırlar. Ancak gerçek bir kaos başlangıcında protokollerdeki yapaylık sona erer. Filmde Tom Hanks, bu sözleri tam da olması gerektiği şekilde, belirsizliğin verdiği kaygı ve titrek bir sesle söyledi.
Replik, gerçek hayattan sinemaya uyarlanmış bir acil durum kısaltmasıdır. İfadenin orijinali “Houston, burada bir sorunumuz oldu” şeklindeydi. Filmin bu kadar dramatik hale getirdiği yeni versiyonu, artık tüm dünyada küçük büyük her krizi tanımlamak için kullanılıyor.
“Bana parayı göster” (Show me the money)
Jerry Maguire, 1996- Rod Tidwell
Rod Tidwell, başlarda Jerry’nin çok dikkate almadığı, çantada keklik gördüğü bir futbolcuydu. İstatistikleri kötü ve ligde popüler olmayan siyahi bir oyuncuydu.
Rod (Cuba Gooding Jr.), bu sahnede Jerry Maguire’ın dünyaya siyahın gözüyle bakmasını sağlıyor. Bütün meselenin zihnindeki engellerden kaynaklandığını söylüyor. Bu repliği Jerry’ye, müziğin yükselttiği enerjiyle defalarca tekrarlatıyor. Zihninde, hedefin çevresinde ne kadar engel varsa yıkıyor. Jerry, bu toksik maddeyi, içinde yükselen coşkuyla bağırarak adeta kusuyor. Böylelikle hedef çıplak ve savunmasız bir şekilde açığa çıkıyor. Rod Tidwell, Jerry Maguire’ı zihinsel bir terapiteden geçirirken adeta şunları söylüyor:
“Parayı sana değil bana göster diye bağıracaksın Jerry. Çünkü sadece ben değil sen de kazanacaksın. Herkes bildiği en iyi şeyi yapmalı. Ben futbol oynarım, sen parayı konuşursun. Hepsi bu..
Ama önce, benim menajerim olman için zihnime girmelisin Jerry. Beyaz gibi değil, siyah gibi düşünmelisin. Siyahı sev ve ona güven. Birlikte çalışacaksak beni yakalamalısın. Seni hissetmeliyim. Eğer sen de paranın yüzünü görmek istiyorsan, yani beni istiyorsan Jerry, siyahın enerjisini hissetmelisin.”
Tüm bunlardan sonra Rod konuşmayı yine çok güzel bir replikle bitirir. Enerjisi zirvedeyken aniden sakinleşir ve ses tonunu, iş dünyasının profesyonel diline döndürerek ‘Tebrikler, artık yeni ajanımsın’ der. Bu film, bana ‘White Men Can’t Jump’i hatırlattı. Bu sahnedeki kısıtlanmamış enerjiyi ben de seviyorum.
“Ölü insanlar görüyorum”. (I see dead people)
Altıncı His (The Sixth Sense), 1999- Cole Sear
Cole, bu repliği söylerken Dr. Crowe’un durumun farkında olduğundan sanki emin değildi. “Çevremde ölü insanlar görüyorum” cümlesini korkarak söyledi. Bir ölüyle konuştuğunun farkında olan Cole’un, Crowe’un bundan haberi olduğundan emin olamaması bu tereddütü yaratıyor olabilir. Bu sahne, masumiyetin içine gizlenmiş dehşeti ve korku dolu bir gerçeği ifşa eder.
“Koş Forrest, Koş!” (Run, Forrest, Run!)
Forrest Gump, 1994- Jenny Curran
Bu replik, Forrest’ın hayatındaki dönüm noktalarında, zorluklardan ve kötülüklerden kaçması için kullanılan bir kurtuluş çağrısıdır. Bir eylem daveti olmasının yanı sıra, basit ve dürüst bir hayat yaşama felsefesini de temsil eder. Filmde Forrest, karmaşık görünen birçok işte basit düşünerek hep başarılı olur. Bu çağrıyı yapan, Forrest’ın çocukluk aşkı Jenny değil, onu çocukluğundan bu yana önemseyen ve bütün hayatı boyunca onu kollayan Jenny’dir.
“Güç seninle olsun.” (May the force be with you)
Yıldız Savaşları (Star Wars) 1977- General Jan Dodonna
Bu replik, ‘Star Wars’ ın birçok bölümünde kullanılmıştır. Bir dilek, bir kutsama ve inancın ifadesidir. Filmden çıkıp, iyi şans dilemenin evrensel bir yolu haline gelmiştir.
“Ev gibisi yok”. (There’s no place like home)
Oz Büyücüsü (The Wizard of Oz), 1939- Dorothy
Bu çok güçlü bir replik. 10 yaşımda izlediğim filmde bu repliğin dublajı “İnsanın evi gibi yoktur” olarak geçiyordu. İçinde ‘insan’ olan çeviri bana daha sıcak geldi. Tüm maceralardan sonra, huzur ve güvenin sadece ait olduğumuz yerde bulunabileceğini anlatan zamansız bir ifadedir.
“Güüüünnnayyydınnnn Vietnam. Hey, bu bir deneme değil; bu, Rock’n Roll.” (Goooood Mooooorning Vietnam. Hey, this is not a test; this is Rock’n Roll.)
Günaydın Vietnam (Good Morning Vietnam), 1987- Adrian Cronauer
Robin Williams’ın bütün filmlerinde neredeyse hep aynı karakteri canlandırdığını görüyoruz: Kendini.. En ufak bir olumsuzlukta bile özlem duyduğu hayatı yaşayabilmek için her şeyi olumlu tarafından alması, belki de ruhsal yönden kırılgan bir insanın yapabileceği bir şeydi. Gerçek hayatında da içinde böyle durduramadığı bir coşkusunun olduğunu düşünüyorum.
‘Good Morning Vietnam’ filmindeki radyo şovu, bazı insanlara abartılı gelebilir. Ancak savaştan uzak olan insanların hayatı böylesine ciddiye almalarını da bir askerin tuhaf karşılaması anlaşılabilir bir şey. Bırakın savaşı, barış zamanı askerliğini yapan bir insan için sivil hayat, ikinci bir zaman boyutudur. Bu nefes alma ve hafifleme ihtiyacı insanın psikolojisine işler.
Robin Williams, büyük bir yetenek ve zekaydı. Filmlerde çok az oyuncunun böylesine bir felsefi derinliği olduğunu hissederiz. Bunu, canlandırdığı karakterlere hayata bakışını yansıtmasından anlayabiliyoruz. Kendimi kötü hissettiğim günlerde seyretmek isteyeceğim aktörlerden birisidir. Huzur içinde yat Robin Williams.
“Dünya’nın kralı benim” (I’m the king of the World)
Titanik (Titanic), 1997- Jack Dawson
İlerleyen bir transatlantiğin pruvasında, engin okyanus ufka kadar hiçbir engel teşkil etmeden ayağımızın altında uzanıyorken, ilk hissettiğimiz duygu özgürlük olurdu galiba. Önümüzdeki uçsuz bucaksız deniz, içimizdeki çoşkuyu böyle bir haykırışla, bizi bütün bagajlarımızdan kurtulacağımız bir dinginliğe taşır.
“Çalkalanmış, karıştırılmamış” (Shaked, not stirred)
007 James Bond, 1964- James Bond
İlk defa 1956 yılında, Ian Fleming’in Diamonds Are Forever romanında ortaya çıksa da, replik asıl ününü, Sean Connery’nin 1964’te Goldfinger filmindeki performansıyla kazandı.
007 serisinin en önemli repliği “Bond, James Bond” olarak da bilinir. Ancak bir hayat tarzını en iyi, James Bond’un martinisini sipariş etme biçiminde yaşarız. Bu replik, Bond’un gün içinde o kadar tehlikeli görevden ve ölümle dansından sonra yorgunluğunu atmasının ‘cool’ şeklidir.
Bu replik, birçok insanın kendi içki spesiyalini yaratmasına ilham vermiş olmalı. Özellikle genç izleyiciler, karizmatik veya güçlü buldukları film karakterlerinin repliklerini ve tavırlarını benimseyerek kendilerine bir kimlik inşa etmeye çalışabiliyorlar. Bu tarz replikler, kullanıldıklarında havalı veya bilgili görünme hissi verir. Bu, o repliği sosyal ortamlarda sıklıkla kullanma ve o karaktere ait ‘cool’ duruşu taklit etme güdüsünü tetikler.
“İlk kanı onlar döktü” (They drew first blood, not me)
İlk Kan (Frst Blood), 1982- John Rambo
Haksız da olsak argümanımızı haklı çıkaracak ama ahlaki tabanı zayıf mükemmel bir replik. Ahlaki yönden zayıflığı, biraz suistimal edilme potansiyelinin yüksek olmasından kaynaklanıyor. Vietnam’da haksız bir savaş veren ABD’nin savaşa girmesini kendince haklı gösteren mantığını anımsatır. ‘Tonkin Körfezi’nde Vietnam’ın ABD savaş gemisi Maddox’a ateş açması, Amerika’nın arzu ettiği savaşa girmesini sağlamıştır. Filmin senaristi bu repliği yazarken bunu mu düşündü bilmiyorum. Ancak filmde mağdur rolünü oynayan Rambo’nun birçok polisi öldürmesinin nedenini anlatan bu replik, Amerikalıların zihinlerindeki çelişkiyi yansıtır.
“Geri geleceğim” (I’ll be back)
Terminatör 1984- Terminatör
Bugünden 1984’e baktığımda; evet makineler geri döndü. Bu soğuk ve mekanik cümle, zamanla sosyal hayatımızda tebessüm ederek sık kullandığımız bir şakaya dönüştü.
“Yaşam yolunu bulur.” (Life finds a way.)
Jurassic Park, 1993- Dr. Ian Malcolm
Bu replik, yaşamın ritmini anımsatıyor bana. Yaşam, kendini tehlikede hissettiğinde geri çekilir, elverişli bir ortamda ortaya çıkar. Bize kaos olarak görünen bu durum, bize sınırlarımızı hatırlatan yaşamın döngüsüdür. Doğa ve yaşam, ne kadar baskılarsak baskılayalım, var olmanın ve evrilmenin bir yolunu her zaman bulacaktır.
Yazıyı Zihin Karmaşası podcastinde dinleyin
Bizim Sözlerimiz, Bizim Hikayelerimiz
Konu sinema olunca, her kültür gibi bizim de kendi kültürümüzü yansıtan replikler var. Yeşilçam’ın ve modern Türk sinemasının da dünyaya söyleyecek bir şeyleri olduğunu o unutulmaz cümlelerde yakalayabiliyoruz.
“Peki Zeki Müren’de bizi görecek mi?“
Vizontele, 2001- Fikri
Fikri (Cem Yılmaz) bu sözü bir espri olarak söylemedi. Bunun olabilirliğini gerçekten sorguladı. Bu soruya o an yöneticiler dahil çevresindeki hiçkimse cevap veremedi. Bunu Türkiye’nin modernleşme sürecine biraz geç başladığının repliği olarak görebiliriz. Televizyon, Türkiye için bir teknolojiden öte, yeni bir toplumsal düzenin başlangıcıydı.
“Tutmayın küçük enişteyi, salıverin gitsin“
Tosun Paşa, 1976- Şaban
Benim seçtiğim bu replik, Kemal Sunal’ın hafızamıza kazıdığı birçok replikten sadece bir tanesi. Kemal Sunal, sadece Türk sinemasının önemli bir oyuncusu değil, hafızalarımızın derinlerine işlemiş bir toplumsal anımızdır. Bu anlamda diğer yıldız oyunculardan ayrılır. Toplumun benimsediği bir ‘Şaban’ karakterini yaratmıştır ve Kemal Sunal bu karakterle aramızda yaşamaya devam eder.
Filmleri henüz televizyonlarda yayınlanmadan önce, bütün filmlerini sinema salonlarında izlemiştim. Daha sonra video oynatıcıların evlere girmesiyle birlikte kiraladığım ilk film ‘Tosun Paşa’ olmuştu. O gece filmi dört defa seyrettiğimi hatırlıyorum. Yıllar sonra televizyonlarda yayınlanmaya başlamasıyla Kemal Sunal’ın filmlerini defalarca izleme fırsatım oldu.
Akşam televizyonda bir ‘Kemal Sunal filmi’ nin olması, sıkıntılı geçen günümüze bir ferahlama getirirdi. Öyle ki, öğlen vaktinden gülümsemeye başlardık.
Kemal Sunal’ı bize bu kadar sevdiren şey bizden biri olmasıydı. Neredeyse her gün televizyonda onunla beraber olurduk. Her gün yemekten sonra kahve içmeye gelir gibi evimize misafirliğe gelir, bizimle sohbet eder ve giderdi. Evlerimiz onunla her zamankinden daha sıcak olurdu. Kemal Sunal, ailemizin en çok sevilen ferdiydi. Çok az oyuncu, halkıyla böyle bir bağ kurabilmiştir.
“Sevgi neydi? Sevgi emekti.”
Selvi Boylum Al Yazmalım, 1977- Asya
Filmin finalinde Asya’nın birçok insanı yanılttığını düşünüyorum. Çoğu insan, İlyas’a olan aşkının Asya’yı yeniden ona yönlendireceğini düşünmüştür. Çünkü aşk birleştirir. Oysa gerçek çok farklı tezahür eder. Evet, Asya İlyas’ı belki hâlâ çok seviyordu ve ona olan aşkı sendelemesine neden olmuştu. Ancak onun gözünde büyüyen İlyas değil, Cemşit’ti. Sevgi, aşk gibi kolayca alevlenip sönen bir kavram değildi. Cemşit, bir set yapar gibi Asya’nın gönlünde yeni bir mimari kurdu ve Asya o eşiği istese de geçemezdi.
Son Sözler
Bu yazıyı yazarken anlatmak istediğim şuydu; karmaşık bir hayatı anlamlı hale getirmek için çabalıyoruz. Bu anlamda repliklerden ibaret bir hayat filminde, hepimiz kendi rolümüzü oynuyoruz. Özellikle beklemeye tahammülün giderek azaldığı bu hız çağında rolümüz daha da ağırlaşıyor. Böylesine karmaşık iç dünyamızı daha kısa cümlelerle ifade etmeye çalışıyoruz.
Bu bağlamda bizi güldüren, ağlatan ve motive eden replikler, aynı zamanda hayatımıza can veren metinlerdir. Burada sizi yansıtan repliği bulamadığınızı düşünebilirsiniz. Ancak repliklerden oluşan bir yazı da sonsuzluğa uzanır. Çünkü güçlü bir söz filmlerde söylenmez. Güncel hayatımızın karmaşasında farkında olmadan kurduğumuz diyaloglar, sinemada güçlenerek ortak bir dile dönüşür.
O halde söz sizde: Hayatınıza dokunan ve kendi hayat senaryonuzda sık kullandığınız vazgeçilmez repliğiniz nedir?
Not: Yazıyı Zihin Karmaşası podcastinde dinleyebilirsiniz.