İslami Finans’ta Paranın Seyri: Faizsiz Ekonomiye Yolculuk



Duyularımızla algıladığımız nesnel gerçekliğe, inanç ve değerlerimizle anlamlar yükleriz. Deneyimlediğimiz dünya, aslında içimizdeki manevi filtremizden geçirdiğimiz inançların ve yorumların yansımasıdır. Örneğin domuz eti bir inanca göre haramken, bir başka inanca mensup birisi için gayet besleyici bir protein kaynağıdır. Siyah, kimi inançlarda yası temsil ederken, aynı duygunun bir başka dindeki simgesi beyazdır. Sonuçta dış dünyada temsili olarak gördüğümüz her şey, içimizdeki manevi gözümüzle gördüğümüz biçimde anlam bulur.

Yaşamı zenginleştiren bu farklılıkları, günlük hayatımızda kolayca telafi edebildiğimiz için bizde olağanüstü rahatsızlıklar yaratmaz. Örneğin yemesi yasak olan domuz etinin yerine, onun kadar besleyici olan sığır etini kolaylıkla tüketebiliriz. Azınlık olduğumuz toplumda, bir dostumuzun matemine çoğunluğun anlam dünyasına uygun renkte bir giysiyle katılabiliriz. Hatta kendi maneviyatımıza uygun giyinsek bile kimse bizi eleştirmez; karşılıklı anlayış, dostlukları derinleştirir.

Ancak para, bu uyum sağlama çabalarımızın en zorlandığı alandır. Çünkü kapitalist sistemde para bir meta (ticari mal) olarak işlem görürken, İslam’a göre sadece bir değişim aracıdır.

Baskın ekonomik modeli uygulayan ülkelerin paraya bakışı ile bir Müslüman’ınki arasında temel bir ayrım vardır. Parayı bir meta olarak gören kapitalizm, ondan ayrı kalmanın bedelini faiz olarak ister. Oysa İslam, paranın faiz getirisine karşıdır ve bunu haram kabul eder. Bu durum, İslamı bir yaşam biçimi kabul eden insanların iç dünyasında ciddi çatışmalara yol açar.

Bizi yeni yollar bulmaya iten ve dünyayı zenginleştiren şey de hayatın bu çelişkili doğasıdır. İnsanlar inançlarından vazgeçmeyeceğine göre hayatı ona uyarlayacak araçları bulurlar. İslam’ı benimseyen insanlar da “İslami Finans” ile hem parayı faizden ayrı düşünmenin yollarını bulmuş hem de finans dünyasına yeni bir bakış getirmiştir.

Bu yazıda, İslami finansın para anlayışını, geleneksel bankacılıktan farkını ve dünyadaki yansımalarını ele alacağız. Ardından, bir sonraki yazımızda bu modelin teknoloji çağındaki dönüşümünü inceleyeceğiz. Önce parayı konuşalım…

Paranın Doğası

Borçların, fiyatların ve genel satın alma gücünün ifade edildiği kavrama para denir. Para, tarihte farklı formlarda kendini gösterir. Kağıt, tablet ya da iletişim amaçlı bir araç olarak karşımıza çıkar. Örneğin yerleşik hayatın başladığı ilk zamanlarda, insanların bir toplumdan daha çok bir cemaat olduğu dönemlerde, bireylerin ekonomik faaliyetleri sosyal kredi olarak kayıtlara geçerdi. Yani insanın şahsi itibarı kredi skorunu belirlerdi. Zenginlik, insanların refahıyla beraber başkalarının da refahını arttıran çabaların karşılığı olan sosyal krediyle ölçülürdü. Örneğin, bir çiftçinin fazla ürününü komşusuna borç vermesi, toplumsal itibarını ve dolayısıyla sosyal kredisini artırırdı. Kısacası toplumsal değerler, insanlar en küçük birimler halinde yaşarken dahi etkiliydi.

Küçük toplulukların zamanla toplum haline gelmesiyle insanlar birbirine yabancılaştı. Bunun sonucunda ekonomik faaliyetler de daha karmaşık bir hal aldı. Üretilen mal ve hizmetler insanlara karşılıklı yarar sağlamaya başladı. Ancak şehirlerin büyümesiyle insanların arasındaki mesafe de arttı. Şehrin bir ucunda yaşayan birinin ürettiği kumaşı veya buğdayı satın almaya diğer ucunda yaşayanın itibarı yetmez oldu. Toplumda üretilen malların ve hizmetlerin karşılıklı değiş tokuşuna aracılık edecek bir araca ihtiyaç duyuldu. Para, kabaca böyle bir ihtiyaçtan ortaya çıktı.

Ekonomik hayatın böylesine genişlemesi, sosyal ve hukuki yapının da değişmesine neden oldu. Ekonomik faaliyetlerin çevresinde oluşan bu yapı, insanların bugüne kadar referans aldığı değerler üzerine kuruldu. Örneğin, kapitalist ekonomik anlayışın hakim olduğu Batı’da para, faiz karşılığında ödünç verilebilen bir sermaye varlığı olarak kabul edildi. Oysa hayatı İslami prensiplere göre yaşayan mütedeyyin Müslümanlar için sadece bir değer ölçüsü ve değişim aracı olarak kaldı.

Sistemin Doğasındaki Farkın Kökeni

İslami finans ve konvansiyonel finans arasındaki temel fark, felsefi ve etik temellidir. Her iki sistemin temelinde para olsa da detaydaki küçük bir ayrılık bugün dünyada iki ayrı finans sisteminin oluşmasına neden olmuştur. Paranın tanımından işlevine kadar her finansal işlemde bu farklılığın izine rastlanır.

Konvansiyonel (geleneksel) finans sistemi, temelde kapitalist ekonomi felsefesine dayanır. Adam Smith’in kurucu babası olduğu bu felsefede temel kabuller, bireysel kâr maksimizasyonu, serbest piyasa mekanizmaları ve paranın bir sermaye varlığı olmasıdır. Bu sistemde faiz, sermayeden ayrı kalınan zamanın bedeli ve alınan riskin karşılığıdır. Kapitalist sistemde para, soyut bir spekülasyon aracıdır.

İslami finans ise Şeriat (İslam Hukuku) prensiplerini esas alır. Şeriat, ekonomik hayatla sosyal hayatı birbirinden çok uzaklaştırmaz. İslami ekonomi daha toplumcudur ve toplum hayatını düzenleyen adalet, eşitlik ve risk paylaşımı gibi değerler, etik ticaret ve helal kazançtan bağımsız değildir. Bu anlamda İslam Hukukunda faiz (riba) kesinlikle yasaktır (Bakara suresi, 275. ayet). İslami sistemde emek ve risk içeren reel ekonomik faaliyetler faizi dışlar. Faiz, sadece paranın kendisinden kaynaklanan bir gelir olarak görüldüğü için haksız kazanç olarak kabul edilir.

Kısacası, biri parayı amaç haline getirirken, diğeri onu ekonomik adaletin aracı olarak görür.

Paranın İki Yüzü: Kapitalizm ve İslam’da Para Anlayışı

Birbirine benzeyen yeni doğanların büyüdükçe benzerliklerini kaybetmesi gibi, temel felsefedeki bu farklılık da ekonomik hayat derinleştikçe belirginleşir. Burada en kritik fark, paranın tanımı ve ekonomideki rolünden kaynaklanır.

Klasik bankacılıkta para sadece bir mübadele aracı değil, aynı zamanda bir değer saklama aracı ve sermaye varlığıdır. Bir alışverişte satın aldığınız bir malın bedelini bir malla yapamayacağınız için para en iyi değişim aracıdır. Ayrıca paranın standardizasyonu, mal ve hizmetlerin değer tespitini de kolaylaştırır.

Merkez bankasının bastığı her 1 TL’nin karşılığında piyasada ona yakın değerde mal vardır. Ancak faiz mekanizması, paranın kendi başına değer üretmesine izin verir1. Örneğin, bankalar mevduat toplayıp faizle kredi vererek, reel bir ekonomik faaliyet olmadan kâr elde ederler. Bunun yanında insanların farklı dürtüleri harcamalarını etkiler. Mesela gelecekteki risklerden kaçınmak için tasarruf miktarını artırabilirler. Bundan başka harcamalarını spekülasyon amaçlı azaltabilirler. Böyle düşünebilmesi, geleneksel bankacılıkta paranın bir mal veya gayrimenkul gibi kendi başına bir değer taşımasından kaynaklanır.

Konvansiyonel sistemde para, kazanç sağlama potansiyeli taşıyan bir metadır. Faiz, hukuki ve ahlaki meşruiyetini buradan alır. Tıpkı bir evi kiraya verip gelir elde etmek gibi, bir ticari malın kullanım hakkını ödünç veren de faiz geliri elde edebilir.

İslami Finansta Paranın Tanımı

İslami finansta ise paranın tanımı çok daha kısıtlıdır. Öyle ki, bir değer ölçüsü ve değişim aracı olmanın ötesinde paranın farklı bir işlevi yoktur. İslami anlayışa göre para, mal ve hizmetlerin alım satımını kolaylaştıran köprüden başka bir şey değildir. Kendi başına bir mal olmadığı için paradan para, yani faiz kazanılamaz. Daha açık anlatımla para, kendi başına değer yaratacak, üretime konu olan bir sermaye varlığı değildir. Ticaret, yatırım ortaklığı gibi gerçek ekonomik faaliyetlerde kullanıldığında bir değer kazanır. Bu bağlamda risksiz ve emeksiz bir kazanç anlamına geldiği için parayı kiralamak yasaktır.

Paranın İslami finans ve geleneksel finanstaki benzerliği, bir mübadele aracı olmasının yanı sıra mal ve hizmetlerin değerini belirleyen standardı sağlamasıdır.

Faiz Almadan ve Vermeden Para Nasıl El Değiştirir?

Hayatın pratiğini kendi inancıma uyarlamak istersem işe, yerleşik kavramların yerini değiştirerek başlarım. Ama önce durumun tespitini yeniden yaparım. Bu, bana yeni bir dünyanın kapılarını açacak yolu da gösterir.

Öncelikle paranın kendiliğinden, herhangi bir emek veya risk olmadan getiri sağlaması (faiz) haramdır. Bu nedenle, bankalar mevduat sahiplerine faiz ödemez, kredi kullananlara da faiz uygulamaz. O halde İslam inancında para, bir ticaret, üretim ya da yatırım ortaklığı gibi gerçek ekonomik faaliyetler sonucu ortaya çıkan bir değerse, o zaman bankayı klasik bir finans kurumu gibi değil, bir yatırımcı, tüccar veya sanayici gibi düşünebilirim. İslami finans, elindeki parayı satamaz ama onu bir değer olarak üretebilir. Mesela sermayesini, bir ticarete ya da üretime yatırarak ortaklıklar kurabilir. Banka elindeki fonu, karşı taraf da emeğini ve yönetim yeteneğini koyarak kâr ve zararı paylaşırlar.

Temel İslami Finans Ürünleri ve İşleyişleri

Bankanın bir tüccar gibi davranmasına İslami finansta Murabaha denir. Bu yöntemle banka, bir şirketin ya da kişinin ihtiyacı olan bir malı piyasadan satın alır. Aldığı malın üzerine kârını koyarak müşterisine vadeli olarak satar. Böylece bir finansör gibi değil, bir tüccar gibi hareket eder. Sonuçta para, karşılıklı yapılan ticaret üzerinden el değiştirmiş olur. Örneğin, bir işletme 100 bin TL’ye makine alacaksa, banka makineyi peşin alır ve 120 bin TL’ye vadeli satar. Buradaki 20 bin TL’lik fark, bankanın kârıdır.

Burada bir bankanın neden ticari risk aldığı sorusu akla gelebilir. Yerleşik düşünceye göre geleneksel finansta bankanın ana parası ve kârı, bankanın aldığı teminatlarla garanti altındadır. Oysa İslami finanstaki kâr/zarar ortaklığı ile konvansiyonel bankacılıktaki kredi dağıtımı arasında, risk anlamında, bariz bir fark yoktur. İslami finans kurumu resmi bir ortak iken, konvansiyonel bankacılıkta bir kreditördür.

Geleneksel bankaların, kredi karşılığı aldığı teminatların tüm faiz kaybını ve anaparayı karşılayacağının garantisi olmaz. Sonuçta bankalar, kapitalist düzende batık bir şirketin değerlerini, gerçek değerinden daha düşük bir bedelle paraya çevirir.

Bu anlamda İslami bankacılıkta, bir işletmeye yatırılan sermayenin zarar etmesi ile kredi veren bir bankanın parasının geri dönmemesi arasında sadece felsefi bir fark vardır.

Dünyaya farklı bakan iki sistem de para kaybı riski taşır. İslami finans, risk paylaşımını ve reel ekonomik faaliyeti şart koşarken geleneksel sistemde faiz, paranın zamanla büyümesine dayanır. Ancak bütün mesele de burada başlar. Parayı, insanın inanç ve değerler sisteminde olması gereken yere oturtmak.. Faizsiz bankacılıkta yapılan bütün çalışmalar, akıl ile kalbin uyumunu sağlamak içindir. İslami finans, sadece bir hesap kitap meselesi değil; inançla eylemin uyumudur. Tıpkı helal gıda arayışı gibi, faizsiz para dolaşımı da manevi bir ihtiyacı karşılar.

Mudaraba (Emek-Sermaye Ortaklığı)

Bir başka İslami finans ürünü Mudaraba’dır. Bir fikri olan ama yeterli sermayesi olmayan girişimci insanların karşılaştığı temel sorun, paraya erişimdir. Geleneksel bankacılıktaki faiz uygulamasından dolayı fikrini hayata geçiremeyen birçok Müslüman girişimci, bugün İslami finans ile hayallerini gerçekleştirebiliyor. İslami finans, toplam finans pazarındaki payı küçük olsa da, dünya inanç sisteminin büyük kısmını oluşturan Müslümanların hayal gücünü harekete geçirme potansiyeli taşıyor. Faizsiz bankacılık, global iş hayatına yeni bir bakış açısı kazandıracak ve sosyal hayatı zenginleştirecek uygulamaları barındırıyor.

İslami finans pazarı
İslami finans pazarının 2029 yılında 14 trilyon dolara ulaşması bekleniyor. Kaynak: The Business Research Company

Hiç sermayesi olmayan girişimciler için İslami bankacılığın keşfettiği bu finansal ürüne Mudaraba denir. Bu yapıda, banka elindeki fonu (sermaye) sağlar, girişimci ise emeğini, yönetim yeteneğini ve uzmanlığını ortaya koyar. Her iki taraf, elde edilen kârı önceden belirlenen bir orana göre paylaşırlar. Ancak olası bir zarar durumunda, tüm mali zarar bankaya (sermaye sahibine) ait olurken, girişimci sadece emeğini kaybetmiş olur. Ancak girişimcinin kasıt veya ihmali varsa (örneğin sözleşme şartlarını ihlal ederse), zararı tazmin etmek zorundadır.

Örnek olarak bir girişimcinin 100 bin TL sermaye ile e-ticaret sitesi kurmak istediğini düşünelim. Banka parayı sağlar, girişimci işletmeyi yönetir. 1 yıl sonra 50 bin TL kâr elde edilirse ve paylaşım oranı %70-30 ise, banka 35 bin TL, girişimci 15 bin TL alır. Zarar durumunda ise banka sermaye olarak koyduğu 100 bin TL’nin hepsini kaybeder.

Mudaraba, girişimciye başlangıç sermayesi olmadan iş kurma veya büyütme imkanı sunar. İslami finansın bu ürünü, start-up’lara finans sağlayan melek yatırımcının faizsiz bankacılıktaki bir karşılığı gibidir.

Muşaraka (Ortaklık)

Faizsiz bankacılığın bir başka temel prensibi ise hem sermayenin hem de emeğin ortaklaşa konulmasıdır. Bu prensibi temsil eden ürüne de Muşaraka denir. Bu sistemde kâr ve zarar, daha önce ortakların kararlaştırdığı şekilde ortaklık oranlarına göre paylaşılır. Bu yöntemle para, ortaklık sermayesi ile el değiştirir ve kâr, ortaklığın başarısına bağlıdır.

Örnek olarak, bir banka ve bir inşaat şirketi, bir konut projesi geliştirmek üzere ortaklık kursun. Banka projenin finansmanının %60’ını sağlarken, inşaat şirketi %40’ını sağlıyor olsun. Bu durumda inşaatın tamamlanıp konutların satılmasıyla elde edilen kâr veya zarar, %60’a %40 oranında paylaşılır. Bu, hem bankanın hem de iş ortağının projenin başarısında doğrudan pay sahibi olmasını sağlar. Ancak kâr paylaşımı, ortaya konan finansmandan bağımsız olarak, sözleşme hükümlerine göre farklılık gösterebilir. Ortaya konan sermaye %60-%40 olsa da kâr paylaşımını taraflar %50-%50 olarak düzenleyebilirler. Ancak zarar, ortaya konan sermaye oranındadır.

Yazıyı Zihin Karmaşası podcastinde dinleyin


İcara (Finansal Kiralama)

Özellikle kurumların, ihtiyaç duyduğu makine, araç ve fabrika binası gibi donanımlara leasing (İcara) yoluyla sahip olduğuna sıkça rastlarız. Bu durumda banka, bu donanımı satın alır ve belirli bir kira karşılığında kiralar. Burada önemli olan bankanın malın mülkiyetini üstlenmesidir. Ayrıca sözleşmede sabit bir kira bedeli belirlenmelidir. Eğer kira değişken olursa bu faiz olarak yorumlanır. Banka, kredi borcu kapandığında genellikle sembolik bir bedelle varlığın mülkiyetini müşteriye devreder.

Örnek olarak; bir fabrikanın alacağı 2 milyon TL’lik makineyi banka satın alır. Banka, teçhizatı aylık 30 bin TL kira ile 5 yıl boyunca kiraya verir. Süre bitiminde 1 TL gibi sembolik bir bedel karşılığında mülkiyet fabrikaya geçer. Burada paranın transferi kiralama yoluyla gerçekleşmiş olur.

Salam ve İstisna

Paranın el değiştirmesi ön ödemeli satışlar aracılığıyla da gerçekleşir (Salam). Banka, genellikle tarımsal ürünlerde, teslimatı gelecekte olmak üzere, malı peşin ödemeyle üreticiden satın alır. Burada gelecekteki talebi bugün satın alarak ürünün teslimatında kâr elde etmeyi hedefler. Örneğin bir çiftçi, 6 ay sonra hasat edeceği 10 ton buğdayı bankaya 100 bin TL peşin ödeme ile satar. Banka buğdayı teslim aldığında, piyasa fiyatından satarak kâr elde eder. Böylelikle üretici nakit akışı sağlamış olur. Burada spekülasyondan kaçınmak için malın standardı (buğday, arpa vb..), satış fiyatı ve teslim tarihi kesinlikle belirtilmelidir.

Banka, müşterinin siparişi üzerine belirli bir malı üretmek veya ürettirmek için anlaşma da yapabilir (İstisna). Örneğin ödemeyi peşin, taksitli veya teslimatta yaparak reel ekonomide aktif bir katılımcı olabilir.

İslami Finansın Etik İlkeleri

Bu bağlamda işlemlerdeki belirsizliğin mümkün olduğunca giderilmesi ve şeffaflığın sağlanması (Garar) kritiktir. Garar, İslam hukukunda aşırı belirsizlik içeren işlemleri ifade eder. Bugün türev ürünler gibi (opsiyonlar, vadeli işlemler) garar içeren enstrümanları İslami finans reddeder.

İslami Finansın ülkelerdeki dağılımı
Müslüman ülkeler, İslami finansı kendi para sistemlerine daha çok entegre ediyorlar.

Saydığımız tüm bu ürünlerin temelinde sürdürülebilir bir toplumun inşası yatar. Bu da düzgün çalışan bir ekonomiyle gerçekleşir. Oysa insanın en büyük zaaflarından biri, daha fazlasına sahip olma isteğidir. Bu açgözlülük, tıpkı 2008 mortgage krizinde olduğu gibi spekülatif ve aşırı risk içeren işlemlerin yapılmasına sebep olur.

Risk almak kendimizi tehlike karşısında savunmasız bırakmak anlamına gelmez. Kavramları yanlış yorumladığımız için bu olsa olsa basiretsizlik veya sorumsuzluk olur. İnsanlığı ileri taşıyan risklerin içinde her zaman ihtiyat vardır. Bu sebeple kökü şeriattan gelen İslami finansın temel prensipleri insanın bu kırılgan, her yöne kolaylıkla kayabilen doğasına dikkat eder.

Garar’da hangi sektörlere yatırım yapılacağı temel prensiplerde bellidir. Alkol, tütün, kumar ve silah gibi İslam’a aykırı sektörlere yatırım yapılması yasaktır. Buna benzer topluma zararlı olan farklı alanlar da faizsiz bankacılığın ilgisi dışındadır. Ancak değişen Dünya koşullarında şeriatın nasıl yorumlanacağı konusu İslami finansı zorlayan en önemli kısımdır.

Günahtan Kaçmak Mümkün mü?

Tarihte defalarca krizlerin sınadığı, savaşlardan her zaman güçlenerek çıkan kapitalizm, rüşdünü ispatlamış çok güçlü bir iktisadi sistemdir. Kapitalizme aykırı olarak geliştirilen her uygulamanın karşılığı onda vardır. Sonuçta işin içinde kâr olduğu müddetçe, kapitalizm kendine bile muhalif görünecek bir esnekliğe sahiptir. Tanımların nasıl yapıldığı ve hangi anlamlar içerdiği birşeyi değiştirmez çünkü her şey onun çizdiği sınırlar dahilinde gerçekleşir.

İslami finans için de durum böyledir. İçinde bulunduğu faiz temelli global finansal ekosistem, ondan tamamen izole olmak gibi bir ayrıcalığa izin vermez. Faizsiz bankacılığın temel çıkmazı, geleneksel finans sistemleriyle olan kaçınılmaz etkileşimler ve bu etkileşimlerde faizden tamamen arınmanın ne kadar mümkün olduğudur. Bu durum, özellikle zorunlu karşılıklar ve Merkez Bankası ilişkisi üzerinden sıkça gündeme gelir.

Gizli Faiz Tehlikesi

Merkez bankası, bir ülkenin finansal sisteminin kalbinde yer alır ve para politikalarını yönetir. Modern finans sistemi ise büyük ölçüde faiz temelli bir yapı üzerine kurulmuştur. Bu durum, her şeyin faiz üzerinden kurgulandığı bir ekosistem yaratır. Örneğin bankalar, topladıkları mevduatın belli bir kısmını zorunlu karşılık olarak Merkez Bankası’nda tutmak zorundadır. Eğer Merkez Bankası’nın belirlediği oran %10 ise, bir banka 100 TL’lik mevduatın 10 TL’sini ihtiyat olarak ayırmak durumundadır. Geleneksel bankacılıkta merkez bankası, bu karşılıklara genellikle bir faiz uygular. Konvansiyonel bankacılık bu faizden olumlu etkilenirken, İslami bankaların herhangi bir faiz geliri alması sözkonusu değildir.

Bu durum, kâr etmek zorunda olan İslami bankaları zor durumda bırakır. Özellikle enflasyonist dönemlerde, geleneksel bankaların sunduğu faiz oranlarına yakın getirileri katılımcılarına vermek zorunda kalabilirler. Buna bağlı olarak Murabaha’daki kâr marjları ve katılım hesaplarındaki kâr payları düşebilir veya artabilir. Kâr payı oranlarının belirlenmesinde bir referans noktası haline gelen bu durum, “faizden etkilenme” olarak yorumlanabilir.

Bunun yanı sıra, Merkez Bankaları piyasaya likiditeyi faizli enstrümanlarla sağlarken faiz karşılığında piyasadan likidite çeker. İslami bankalara özgü Sukuk ya da faizsiz repo benzeri enstrümanlar olsa da, %95’i faiz temelli olan küresel finans piyasasında bu araçların derinliği sınırlıdır. İslami finansın küresel bankacılık kadar derin bir pazarı ve zararları karşılayacak yeterli sayıda enstrümanı yoktur. Bu durumda İslami bankalar, likidite ihtiyaçlarını faizsiz yollarla karşılamakta zorlanabilirler. Bunun sonucunda sistemin dolaylı olarak faizli piyasalara bulaşma riski doğar.

İşin doğrusu, faizsiz bankacılık için belki de bu bir taviz noktasıdır. Faiz kendini göstermeden gizlice bir yerde el değiştiriyor olabilir. Temel göstergenin faiz olduğu bir sistemin içinde kaldığı sürece, İslami finansın tamamen günahtan arındığını söylemek zordur.

Son Sözler

Görüldüğü gibi, faizsiz bankacılıkta para doğrudan borç verilip faiz alınmaz. Bunun yerine, banka bir ticari aracı, yatırımcı veya ortak rolündedir. Para, bir malın, hizmetin veya projenin parçası olarak el değiştirir ve elde edilen gelir, ticari kâr, kira geliri veya ortaklık kâr payı şeklinde gerçekleşir. Bu, hem bankanın hem de müşterinin risk ve kârı paylaştığı, gerçek ekonomik faaliyetlere dayalı bir sistemdir.

Faizsiz bankacılık, karşılaştığı zorluklara rağmen inkar edilemez başarılara imza atmıştır. Az sayıda ülkede yoğunlaşmış olsa da bugün 4 trilyon dolara ulaşan bir sektör haline gelmiştir. Kusursuz bir sistem olduğu iddia edilemez; ancak elde ettiği başarılar ve getirdiği yenilikler de küçümsenemez. En azından, ahlaki bir duruş sergileyerek kapitalizmin “duygusuz” dünyasında dahi başarılı olunabileceğini göstermiştir. Bu bakış açısı, finans sistemine gerçek bir alternatif getirerek, kapitalizmin de aslında zenginleşmesine olumlu bir katkıdır. Zira finansal istikrar, riskin adil bölüşüldüğü ve gerçek ekonomik faaliyetlerin yürütüldüğü bir ekonomide daha kalıcı olabilir.

“Faizsiz bir dünya mümkün mü?” veya “İslami finans bize daha yaşanabilir bir dünya vadediyor mu?” Başka ve daha önemli bir soru “Faizsiz bankacılık, insanı merkeze alan yeni bir finansal sistemin habercisi mi?” Bugün Malezya’da, Türkiye’de ve Londra’nın finans merkezlerinde yeşeren İslami bankalar bunun olabileceğini söylüyor.

  1. Para Üzerine Bir İnceleme………………………………..John Maynard Keynes ↩︎

Not: Yazıyı Zihin Karmaşası podcastinde dinleyebilirsiniz.