Yazılmayan Paragraflar
Her pazar sabahı saat 10:00’da Monolog’da bir konunun etrafında buluşuyoruz.
Konu bazen teknoloji, bazen tarih, bazen kültür, bazen de gündelik hayatımızdaki küçük bir karmaşa oluyor. Ama bütün bu konuların içinden geçen ortak bir şey var: Değişen bir dünyayı ve bu değişimin bizi nasıl dönüştürdüğünü anlamaya çalışıyoruz.
Siz bir yazıyı okurken onun son hâlini okuyorsunuz.
Oysa o yazının ortaya çıkması hiç de öyle pürüzsüz bir süreç değil.
Hafta başında yazmak için bulamadığım bir düşünce, günün sonunda bir yazıya sığmayacak kadar büyüyebiliyor. Araştırırken aldığım bir not başka bir sorunun kapısını açabiliyor. Bir paragrafı yazıyor, sonra siliyorum. Bir fikri fazla kişisel bulup kenara bırakıyorum. Bazen de yazının dışında kalan bir düşünce, aklımdan bir türlü silinmiyor.
İşte Yazılmayan Paragraflar tam olarak buradan doğdu.
Bir filmin kamera arkasını düşünün. İzlediğimiz kusursuz görüntünün arkasında tekrarlar, hatalar, vazgeçilen sahneler ve başlangıçtaki fikri değiştiren tesadüfler vardır. Filmi asıl zenginleştiren de çoğu zaman o dağınık mutfaktır.
Monolog’un mutfağı da biraz böyle.
Monolog Perde Arkası’nda her ayın sonunda, yazılara sığdıramadığım düşünceleri, sildiğim paragrafları, araştırırken karşıma çıkanları, bana ilham veren kaynakları ve yaşadığım zihin karmaşasını paylaşıyorum.
Çünkü bir yazının yalnızca ne söylediği değil, nasıl ortaya çıktığı da hikâyenin bir parçası.
Eğer pazar sabahları bir yazıda buluşuyorsak, ayın sonunda perdenin arkasında, işin mutfağında da buluşalım.
Her ay sonu görüşmek üzere.