Kuantum Dolanıklık: Parçacıkların Kozmik İşbirliği

Kim Korkar Kuantumdan

Geçen yazımda, klasik bilgisayarların sınırlarını zorladığını ve kuantum bilgisayarların neden bambaşka bir yaklaşım sunduğunu tartışmıştık. Ayrıca yapay zekânın da gelecekte kuantum bilgisayarla birleşerek kendini sınırlayan klasik mantıktan kurtulabileceğini konuştuk. Bilginin aynı anda hem 0 hem 1 olabildiği, doğanın anlaşılması zor fenomenine, yani “süperpozisyon” kavramına değindik.

Bu hafta ise kuantum mekaniğinin, doğanın işleyişindeki en büyüleyici ve sarsıcı ikinci büyük kavramını konuşacağız: Kuantum Dolanıklık (Quantum Entanglement).

Bu kavramı, Monolog’da daha önce sıkça ele aldığımız bir ilkeyle özdeşleştireceğiz. Yani evrenin kendi içindeki o kusursuz rasyonel ortaklıkla, “Kozmik İşbirliği” ile inceleyeceğiz.

Bilimsel ayrıntılara geçmeden önce önemli bir noktayı paylaşmak istiyorum. Eğer geçen bölümde anlattıklarım size tuhaf, hatta mantık dışı geldiyse bilin ki yalnız değilsiniz. İlk bölümde konuştuğumuz gibi kuantum, şu an sağduyumuzu, sezgilerimizi ve hatta mantığımızı zorlayan bir alan. Ancak eğer şu an kafanız karışıyorsa ya da “Bu kadarı da fazla, hiç rasyonel değil” diyorsanız, bu rahatsızlığı dünyanın en büyük fizikçileri de yaşıyor. Kuantum elektrodinamiğinin öncülerinden, Nobel ödüllü dahi fizikçi Richard Feynman’ın mealen şu sözleri hep kulağınızda olsun:

Eğer kuantum mekaniğini anladığınızı düşünüyorsanız, kuantum mekaniğini anlamamışsınız demektir.

Feynman bunu diyorsa, hiçbirimiz bu alanın mutlak uzmanı olmak zorunda değiliz. Ben de bir kuantum fizikçisi değilim. Sadece doğanın işleyişini merak ediyorum. Bu da beni doğal olarak kuantuma yönlendiriyor. Anlaması zor olan bu konuyu okudukça, dinledikçe ve üzerine düşündükçe zamanla benimsedim. Süreç içinde parçalar yavaş yavaş yerine oturmaya başladı.

Kuantum kuramı yalnızca öğrenilen bir bilgi değil; doğaya başka bir gözle bakmayı öğreten bir düşünme biçimidir. Kuantumu bilmekten öte onu içselleştirebiliriz. Bu yüzden “Kuantumu anlamıyorum” diyerek pes etmeyin; Feynman’ı hatırlayın.

Bu bilimi benimsemeye başladığınızda, doğanın ne kadar derin ve zengin olduğunu fark edeceksiniz. İşte o zaman dolanıklık gibi kavramlar, korkutucu olmaktan çıkıp büyüleyici hale gelir.

Şimdi dolanıklığın gizemli dünyasına girebiliriz. Çünkü şimdi göreceğimiz şey, Einstein’ın “ürpertici” bulduğu o tuhaf bağın ta kendisi.

Albert Einstein, parçacıkların kozmik işbirliğine ve kuantumun olasılıksal doğasına “Tanrı zar atmaz” diyerek itiraz etmişti. Bunu “Uzaktaki Ürkütücü Eylem” olarak tanımladı.

Einstein’ı Yanıltan Bağ: Kuantum Dolanıklık

Kuantum kuramı, 1920’lerin ortalarında Niels Bohr, Werner Heisenberg ve Erwin Schrödinger tarafından dile getirildiğinde adeta prematüre doğmuştu. Çünkü Albert Einstein, bu kuramdan şüphe ediyordu. Bu, bilim dünyasında hafife alınacak bir mesele değildi, çünkü karşılarında fiziğin en büyük otoritelerinden biri vardı. Kuramı savunan genç fizikçiler endişe etmekte son derece haklıydı.

İşin aslı, Einstein’ın ışığın kuantum doğasıyla bir sorunu yoktu. Hatta fotoelektrik etkiyle bu alanın kapısını bizzat kendisi açmıştı. Bu alanın gelişmesinde en büyük pay sahiplerinden biri yine Einstein’dı. Ancak tüm gerçekliğin altında rastgelelik ve olasılık olduğunu kabul edemiyordu. Bu görüşü savunanların aksine Einstein, gerçeğin, tüm bu olasılıkların altında onu sabitleyen bir “gizli değişken” barındırdığından emindi. Max Born’a Aralık 1926’da şunları yazmıştı:

Kuantum mekaniği kesinlikle etkileyici. Ancak içimden bir ses asıl meselenin başka olduğunu söylüyor. Kuram, bize çok şey söylüyor ancak bizi “İhtiyar”ın sırrını çözmeye biraz daha yaklaştırmıyor. Her halükarda ben, Onun zar atmadığına inanıyorum.

Ancak zaman gösterdi ki, yanılan Einstein’dı. Boris Podolsky ve Nathan Rosen ile birlikte tarihe EPR olarak geçen makaleyi yazdılar. Amaçları, kuantum mekaniğini çürütmekti. Ne var ki bu makale kuantum fiziğini sadece sorgulatmakla kalmadı, aynı zamanda onun en derin pratiğini (dolanıklığı) gün yüzüne çıkardı. Zamanla yapılan laboratuvar deneyleri, doğanın, kuantum düzeyinde gerçekten de bu ‘ürpertici’ kozmik işbirliğiyle çalıştığını defalarca kanıtladı.

Dolanıklık: Parçacıkların Kader Ortaklığı

Dolanıklıkta iki parçacık (örneğin iki elektron) fiziksel olarak birbirinden ayrı olsa bile, onları tanımlayan bilgi tek bir bütün olarak kalır. Öyle ki, aralarındaki mesafe ne kadar uzak olursa olsun, birini ölçtüğünüzde diğeriyle arasındaki ilişki de ortaya çıkar. Aralarındaki mesafe milyarlarca ışık yılı olabilir. Ancak her iki parçacığın kaderi birbirine mühürlenmiş gibidir.

Kuantum dolanıklığında elektronlar arasındaki ilişki kaybolmaz. Bir elektronu yukarı spin durumunda ölçtüğünüzde, diğeri aşağı spin durumunda ölçülür. Bu, iki elektronun tek bir kuantum sistemi olarak davranmasının sonucudur.
Kuantum dolanıklığında elektronlar arasındaki ilişki kaybolmaz. Bir elektronu yukarı spin durumunda ölçtüğünüzde, diğeri aşağı spin durumunda ölçülür. Bu, iki elektronun tek bir kuantum sistemi olarak davranmasının sonucudur. Görsel Flow

Kuantum mekaniğinde parçacıkları ayrı ayrı tanımlayamazsınız; sadece birlikte tanımlayabilirsiniz. Yani bilgi parçalanmaz, aksine iki parçacık, ortak kuantum sistemi olarak hareket eder ve bu işbirliği çok güçlüdür.

Kendi sağduyumuza uydurmak için bir benzetme yapmak istersek, birbirinden habersiz ikizleri düşünebiliriz. Sezgisel olarak ikizlerden birinin hissettiğini diğerinin de paylaştığını düşünürüz.

Bugün bilim dünyası fiziğin kuantum alan kuramını kullanıyor. Bu kurama göre her şey —ben, siz, çevredeki binalar, ağaçlar— dalgalardan ve titreşimlerden oluşan alanlardır. Gözlerimiz atomik merceklerden yapılsaydı, göreceğimiz tek şey bir titreşimler ve dalgalanmalar dünyası olurdu. Birisine karşı bir şeyler hissetmemize, aşık olmamıza ya da öfkelenmemize sebep olan kimyasal reaksiyonlar, aslında kuantum alanlarının etkileşimlerinin sonucu olabilir.

Bizi Yanıltan Sağduyumuz mu?

Doğanın kuantum mucizesini düşününce, düşüncelere engel olmak çok zor. Sadece sağduyumuza güvenirsek, gerçeği hiçbir zaman yakalayamayız. Çünkü sağduyumuz gerçeği temsil etmez. Tuhaf olan doğa değil, bizleriz.

Evrenin küçücük bir bölgesinde, her şeyin bizim konforumuza göre tasarlandığı bir sarayın içinde yaşıyoruz. Evrendeki nicelikler bizim gerçeklerimizin çok dışındadır. Örneğin atmosferin hemen ilerisi dondurucu soğuktur. Yıldızların merkezi ise milyonlarca derece sıcaktır. Her birimiz için zaman görelidir. Gözle görülmeyen elektronlar neredeyse ışık hızında uçuşur. Ama sağduyumuz, bizi doğanın bu tuhaflıklarından uzak tutan dünyamızda gelişmiştir.

Fizikçilerin doğayı bizden daha iyi tanıması, işin teorisini bilmesinden öte, doğanın deneylere verdiği tepkiyi gözlemleyebilmelerinden gelir. Bu sayede doğanın gizli kalan bölümünü modelleyebilirler.

Biz de dolanıklığı zihnimizde daha iyi modelleyebilmek için fizikçilerin yaptığı düşünce deneylerinden örnekler verelim. Bu yöntem, konuyu daha iyi anlamamızı sağlayacaktır. Mesela popüler bilim kitaplarında çokça gördüğümüz sade bir örnek kullanalım. Elinizde birbirinin tamamen aynısı olan bir çift ayakkabı olduğunu düşünün. Ayakkabılardan birini Ankara’da bir kutuya koyuyorsunuz, diğerini ise Tokyo’ya gönderiyorsunuz. Ankara’daki kutuyu açıp baktığınızda içindekinin “sol tek” olduğunu görüyorsunuz. İşte o an, Tokyo’daki kutuyu hiç açmasanız bile oradaki ayakkabının “sağ tek” olduğunu bilirsiniz.

Bu klasik dünyadaki durumdur. Einstein da doğanın tam olarak böyle çalıştığını düşünüyordu. Klasik dünyada ayakkabılar zaten fabrikadan o şekilde çıkmıştır. Bu yüzden bilgiyi uzaklara taşımanıza gerek yoktur.

Tanrı Zar Atmaz

Şimdi örneği kuantum dünyaya taşıyalım. Kuantum mekaniğinde kuralları önceden belirleyemezsiniz. Ayakkabılar fabrikadan çıkarken kutuya rastgele konmuştur. Parçacıklar, kutu açılana kadar (yani ölçüm yapılana kadar) ortak bir kuantum durumundadır. Bu yüzden klasik dünyada olduğu gibi, hangi parçacığın hangi sonucu vereceği önceden belirlenmiş değildir. Ankara’daki kutuyu açıp baktığınız an, parçacığı “sol tek” olarak gözlemlersiniz. İşin içimizi ürperten tarafı, tam o mikrosaniye içinde, Tokyo’daki parçacığın da anında “sağ tek” olacak şekilde davranmasıdır. Bu deneyi, aralarında milyonlarca ışık yılı olan parçacıklarla da deneseniz elde edeceğiniz sonuç aynıdır.

Buradaki kritik farkı yeniden belirtelim; ayakkabılar fabrikadan çıkarken zaten sağ ve sol olarak üretilmiştir. Yani sonuçlar bellidir. Kuantumda ise kutu açılana kadar parçacıkların ne sağ ne sol olduğu bellidir. Onların kaderi ölçüm anında belirlenir.

İşte Einstein’ın “Tanrı zar atmaz” derken kastettiği buydu. Sanki evren, birbirinden kopmuş görünen iki parçacığı tek bir hikâyenin parçası gibi davranmaya zorluyordu.

O halde sağduyumuzu bir kenara koyup, doğanın henüz keşfedemediğimiz fenomenleri olduğunu kabul ederek şunu soralım: Bir şeyler hissettiğimizde, acaba bizi oluşturan parçacıkların eşleri evrenin bir yerinde ölçülüyor olamaz mı?

İşte bilimin bittiği ve düşüncelerin yol almaya başladığı yer burasıdır. Eğer dolanıklık iki parçacık arasındaki ilişkiyse, aralarında fiziksel bir bağ olmasa da aynı kuantum durumu paylaşabilir. Belki de kuantumda bu bir tesadüf değil, fiziksel bir zorunluluktur.

Elbette bunun doğru olduğuna dair elimizde hiçbir bilimsel kanıt yok. Ama insan yine de düşünmeden edemiyor: Eğer doğa atom altı ölçekte böylesine şaşırtıcı ilişkiler kurabiliyorsa, gerçeklik hakkında henüz bilmediğimiz çok şey var.

Yazıyı Zihin Karmaşası podcastinde dinleyin

Uzaktaki Ürkütücü Eylem

Bu örnek kafa karıştırıcı gelmiş olabilir. Ancak siz yine de anlamadım diyerek kuantum karşısında yıkılmayın. Feynman’ı unutmayın, Albert Einstein’ı hatırlayın. Onlar bile kuantum teorisini tam anlayamadılar. Örneğin Einstein’ın en büyük itirazı şuydu: Evrende hiçbir bilgi ışıktan hızlı taşınamazdı. Dolanıklık ise sanki bunun tersini söylüyor gibiydi. Bu duruma “Uzaktaki ürkütücü eylem” (Spooky action at a distance) adını verdi.

Ancak sonradan anlaşıldığı gibi bu durum, ışık hızından hızlı bilgi aktarımı, yani anlık haberleşme anlamına gelmez. Dolanıklık kendi başına bilgi göndermeyi sağlamaz. Ancak kuantum bilgisayarlar, bu özelliği hesaplamalarda büyük bir avantaja dönüştürür. Yani iki parçacık arasındaki ilişki öyle kurulmuştur ki, birini ölçtüğümüzde diğerinin nasıl davranacağını anında biliriz. Bu, bilgiyi anında iletmek değil; ortak kuantum durumunun bir sonucudur. Çünkü bu iki parçacık artık tek bir kuantum hikâyesinin parçasıdır. Yoksa bilginin taşınması için yine ışık hızında bir radyo sinyaline ihtiyacımız vardır.

Bunu, bir çubuk mıknatısı elimize aldığımızda kavrayabiliriz. Kuzey kutbunu çevirdiğimizde güney kutbunu ayrıca çevirmemiz gerekmez. Çünkü aslında ortada iki ayrı nesne değil, tek bir mıknatıs vardır. Kuzey ve güney kutbu aynı fiziksel sistemin iki farklı yüzüdür. Dolanık parçacıkları anlamaya çalışırken de benzer bir sezgiye ihtiyaç duyarız. Onlar uzayda iki farklı noktada bulunsalar bile kuantum düzeyinde tek bir sistem gibi tanımlanırlar.

Micheal Faraday, manyetizmanın olduğu yerde elektriğin, elektiriğin olduğu yerde de manyetizmanın olduğunu ispatladığında İngiliz Başbakanı Robert Peel şu soruyu sorar: “Bu ne işimize yarayacak?”

Faraday şu cevabı verir: “Bilmiyorum, ancak bir gün size vergi geliri getireceğinden eminim.”

Elektromanyetizma, vergi gelirlerinden çok daha fazlasını yaptı. Bizi bambaşka bir dünyanın kapısına taşıdı. Kuantum dolanıklık da tıpkı elektromanyetizma gibi, bugün ‘Bu ne işimize yarayacak?’ dediğimiz bir fenomen. Ancak emin olun ki, geleceğin kuantum interneti, çok daha güvenli iletişimi kuracak. Devasa hesaplama gücü de, bu hayalet bağın üzerine inşa edilecek.

Kuantum İnternet: Geleceğin İletişim Ağı

Şimdi dolanıklığı teknoloji dünyasına taşıyalım ve bilgisayar biliminde bize neler vadettiğine bakalım. Kuantum teknolojileri, dolanıklığı hem hesaplama hem de iletişim için kullanmayı hedefliyor. Çünkü dolanıklık, bilginin taşınmasını değil, ortak bir kuantum durumu oluşturmalarını sağlar. Bu, iki parçacığın tek başlarına taşıdığı bilgiden daha fazlasını birlikte taşıdıkları anlamına gelir. Bir başka deyişle, dolanık sistemin bütünü, parçalarının toplamından daha büyüktür.

Kuantum bilgisayarlar için değerli olan da budur. Dolanık kübitler, tek başlarına yapamayacakları hesaplamaları birlikte yapabilirler.

Bugün bilgiyi internet üzerinden paylaşıyoruz. Bilgiyi, kablolar, fiber optikler veya uydular aracılığıyla taşıyoruz. Bu mantıkta bilgi yoldayken ele geçirilebilir, dinlenebilir veya yavaşlayabilir; hatta kaybolabilir.

Kuantum dolanıklık ise bilgiyi taşımak yerine birbiriyle ilişkili hale getirir. Ancak belirttiğim gibi bu eşleşme, bilginin ışıktan hızlı aktarılması anlamına gelmez. Karşı tarafa bir bilgi göndermek için hâlâ klasik bir kanala (fiber optik veya radyo dalgası) ihtiyaç vardır.

Dolanıklığın asıl devrimi, bu klasik kanalın taşıdığı bilgiyi, büyük bir işlemci gücüyle hesaplayabilmesidir. Yani Ankara’da açılan ayakkabı kutusu, Tokyo’dakiyle ilişkili hale gelir. İşte bu hesaplama gücü bizi deneylerden ve laboratuvarlardan kurtarır. Çözümü belki de binlerce yıl alacak sorunlar dakikalar içinde çözülmüş olur.

Bu durum internet ve bilgisayar biliminde iki büyük devrimi beraberinde getiriyor:

  • Mutlak Güvenlik (Kuantum Kriptografi): Dolanık parçacıklar, bir hacker tarafından dinlenmeye çalışıldığı anda, kuantum durumları bozulur. Bu bozulma, gönderici ile alıcı arasında yapılan kontrollerde hemen fark edilir. Bu, kuantum internette izinsiz dinlemeyi gizlice yapmayı son derece güçleştirir. Gizli müdahale olsa bile tespit edilmesi kesin bir ağ haline getirir.
  • Kozmik İşbirliği Ağları: Yapay zeka modelleri ve süper bilgisayarlar, bilginin senkronizasyonu için saatlerce beklemek zorunda kalmaz. Dolanık kübitler sayesinde, dünyanın dört bir yanındaki kuantum bilgisayarlar, birbirlerinin hesaplamalarını anlık olarak doğrular ve devasa problemleri ortaklaşa çözebilir. Evrensel düzeyde, tüm sistemler tek bir organizma gibi aynı anda düşünebilir.

Son Sözler – Kozmik Düzenin Ortaklığı

Kuantum bilgisayımı belki de şöyle özetlemek doğru olur. Tek bir kübit, klasik bitten daha güçlü değildir. Kuantum bilgisayarları özel yapan şey, çok sayıda kübitin dolanıklık sayesinde tek bir sistem gibi davranabilmesidir.

Monolog’da doğada her şeyin birbirine görünmez iplerle bağlı olduğu rasyonel bir dengenin olduğunu çok sık vurgularım. Doğanın bu yapısını ekosistemlere, yıldız sistemlerine ve hatta toplumsal yapılara kadar metaforlarla indirgemeye çalışırım. Çünkü evrenin en küçük yapı taşları, birbirine hassas bağlarla bağlı, bütün yapıyı tutkallayan bir ağı hatırlatır.

Kuantum dolanıklık bir bütünlüğü temsil ediyor. Doğanın en temel düzeyinde bile ilişkilerin bazen tek tek parçalar üzerinden değil, bütün sistem üzerinden anlaşılması gerektiğini gösteriyor. Kuantum mekaniğindeki dinamikleri bir orkestraya benzetirsek, dolanıklık bu orkestradaki iletişim dilidir.

Atom altı dünyayı keşfettikçe, doğayı dışarıdan taklit etmeyi bırakıp onun kendi diliyle konuşmaya başlıyoruz. Bilginin mesafelerle sınırlanamayacağı bir evreye geçiyoruz. Yapay zekâ bu veriyi işleyen yeni zihnimizse, kuantum dolanıklık bu zihnin evrensel sinir sistemi olabilir.

Haftaya kuantum bilgisayarların pratik hayatımızı nasıl değiştireceğini konuşalım. Çünkü kuantum, maddenin en derin katmanlarıyla oynayarak fiziksel dünyamızın tüm dekorunu değiştirecek.


Yazıyı Zihin Karmaşası podcastinde dinleyin


Sıkça Sorulan Sorular – Kuantum Dolanıklık | Parçacıkların Kozmik İşbirliği

Kuantum dolanıklık nedir? En basit haliyle nasıl açıklarsınız?

Kuantum dolanıklık, iki veya daha fazla parçacığın kaderlerinin birbirine sıkı sıkıya bağlanmasıdır. Aralarında milyarlarca ışık yılı olsa bile, birini ölçtüğünüzde diğerinin durumunu anında bilirsiniz. Bunu, birbirine zıt kutuplu iki mıknatıs gibi düşünebilirsiniz. Kuzey kutbunu çevirdiğinizde güney kutbu da döner. Her iki kutup ayrı nesneler değil, bir sistemin parçalarıdır ve bütünü temsil eder. Aradaki fark, kuantumda bu bağın fiziksel bir temas olmadan, doğanın temel bir kuralı olarak işlemesidir.

Einstein bu duruma neden “uzaktan hayalet etki” (spooky action at a distance) dedi?

Einstein, kuantum mekaniğinin bu kadar olasılıkçı ve “bağlantılı” olmasından rahatsızdı. O, doğanın kesin ve gizli bir kurala (gizli değişken) göre işlediğini düşünüyordu. Dolanıklık, iki parçacığın arasında hiçbir fiziksel sinyal olmadan, birbirini etkiliyormuş gibi göründüğü için Einstein bu durumu “hayalet” olarak nitelendirdi. Ancak sonraki deneyler (Bell Testleri) Einstein’ın yanıldığını ve doğanın gerçekten de bu “ürkütücü” şekilde çalıştığını gösterdi.

Dolanıklık, ışıktan hızlı bilgi aktarımı (anlık haberleşme) sağlar mı?

Hayır, kesinlikle sağlamaz. Bu, kuantum fiziğindeki en büyük yanılgılardan biridir. Dolanıklıkta bir parçacığı ölçtüğümüzde diğerinin durumunu anında biliriz. Ancak bu bilginin anlık transferi anlamına gelmez. Bilgiyi karşı tarafa aktarmak için hala klasik bir kanala (fiber kablo, radyo dalgası gibi ışık hızında ileten bir yönteme) ihtiyacımız vardır. Yani dolanıklık, bilgi taşımak için değil, hesaplama gücünü ve güvenliği birleştirmek içindir.

Makaledeki “ayakkabı” örneği dolanıklığı tam olarak anlatıyor mu?

Bu örnekler dolanıklığı anlamaya başlamak için iyidir, ama tam olarak anlatmaz. Ayakkabı örneğinde sonuçlar önceden bellidir (fabrikada sağ-sol olarak üretilir.) Kuantum dolanıklıkta ise parçacıklar, ölçülene kadar belirli bir durumda değildir (süperpozisyon halindedir). Onların kaderi, ölçüm anında birbirine bağlıdır. Yani kuantum, klasik dünyanın “önceden paketlenmiş” mantığından çok daha tuhaf ve derindir.

Dolanıklık, kuantum bilgisayarlara nasıl bir avantaj sağlar?

Süperpozisyon (kübitlerin aynı anda 0 ve 1 olabilmesi) kuantum bilgisayarın “bireysel yeteneğiyse”, dolanıklık onun “takım ruhu”dur diyebiliriz. Tek başına hiçbir kübitin yapamayacağı karmaşık hesaplamalar, dolanık hale getirilmiş milyonlarca kübitin birlikte çalışmasıyla mümkün olur. Bu sayede klasik bilgisayarların yıllarca sürecek optimizasyon problemleri (ilaç keşfi, lojistik, şifre kırma) dakikalar içinde çözülebilir.

Kuantum internet nedir ve gerçekten güvenli mi?

Kuantum internet, bilginin dolanık parçacıklar aracılığıyla paylaşıldığı yeni nesil bir iletişim ağıdır. Bu ağın en büyük vaadi, kuantum kriptografi sayesinde sağladığı yüksek güvenliktir. Eğer bir hacker bu dolanık bağı dinlemeye çalışırsa, kuantum durumu bozulur ve bu bozulma, gönderici ile alıcı arasında yapılan istatistiksel kontrollerde anında fark edilir. Yani bilgi “kendini yok etmez” ama izinsiz bir müdahale tespit edilerek iletişim güvenli bir şekilde sonlandırılabilir.

“Kuantum Işınlama” (Teleportation) ile dolanıklık aynı şey mi?

Hayır, farklı kavramlardır. Dolanıklık bir bağlantı durumudur. Kuantum ışınlama ise bu dolanık bağı kullanarak bir parçacığın kuantum durumunu (bilgisini) uzak bir noktaya aktarma işlemidir. Ancak burada da yanlış anlaşılmasın: Madde (örneğin bir insan) ışınlanmaz, sadece bilgi durumu aktarılır ve bu aktarım için yine klasik bir iletişim kanalı şarttır.


Okumayı bitirdiyseniz, düşünce yolculuğumuza katılın


Daha fazla okuma:

Michio Kaku………Paralel Evrenler

Michio Kaku………Kuantum Üstünlüğü

Brian Clegg……….Kuantum Çağı

Yorum yapın